Tümü

    Özge Uzun’dan; Kırmızı, Sarı ve Gergedan

    Özge Uzun’un 3. Kitabı “Kırmızı, Sarı ve Gergedan” Nemesis Kitap’tan Kasım ayında çıktı. O, yaşadıklarını tüm çıplaklığı ile anlatma cesareti olan bir kadın. Bu kitabın onun iyileşme hikayesinin bir parçası olduğunu, yazdıkça arındığını, arındıkça hafiflediğini, paylaştıkça  çoğaldığını  ifade ediyor. Siz de “bundan daha iyisi nasıl olur?” diye soruyorsanız, o zaman Özge’nin o ahenkli ve hoş sesi kulağınızda, kitabı elinize alıp okumaya başlayın. “Sizin Hiç Maviniz Var mı?” ve “Kalbimin Ses Telleri”nden sonra Özge’nin hayat yolculuğunun devamını “Kırmızı, Sarı ve Gergedan” kitabında bulduk. 

    Kitapta Türkiye ve Azerbaycan gündemi gibi sancılı bir çok olaya da şahit oluyoruz. Özge’nin hayatının iniş çıkışları, savaşları, barışlarını okuyoruz. Peki şu anda hangi ruh halindesin, nasıl bir his üçüncü kitabının görücüye çıkması?

    Elbette çok heyecanlıyım… Ama onun dışında hangi duygu ağır basıyor dersen, huzur. Arınmış hissediyorum kendimi. Yaşadığım son 5 yılın yolculuğunun ilk bölümü tamamlanmış gibi. Kendi içimde bir tekrar ve sağlamlaştırma oldu bu kitap… 

    Rüyalarımı çok önemserim. Bilinçaltımın gerçeğini bana gösterir.

    gerçek başarının yolu düşmeler ve uçurumlarla dolu

    Kitabın ismi merak uyandırıyor, ismin nasıl konulduğunu açıklıyorsun. Okumayanlar için ip ucu vermek ister misin? Rüyaların verdiği mesajları nasıl okursun genelde, hayatındaki önemi nedir? 

    Kitabın ismi daha farklı olacaktı. Ama yazmanın en yoğun olduğu bir zaman rüyamda gördüm… okuyucular, okuduklarında anlayacaklar ne olduğunu. 

    Rüyalarımı çok önemserim. Hem bilinçaltımın gerçeğini bana gösterir. Hem de bazen hesaplaşmaları rüyamda yaparım. 

    “İyi ki düştüm, yoksa ayakta kalmayı nasıl öğrenirdim diye sorduğum için buradayım” diye açık yüreklilikle anlatıyorsun. Genelde insanlar düşme hikayelerini kendine saklar, parlama, yükselme hikayelerini anlatır. Düşmenin gerekli olduğunu düştüğünde değil de kalkmayı başarınca mı anlıyor insan?

    Biz hep başarıyı konuşmayı seviyoruz. Hayranlıklar o başarıya oluyor. Ama gerçek başarının yolu düşmeler ve uçurumlarla dolu. O uçurumdan düşmeden, kanamadan, hatta isyan etmeden bazen de vazgeçmeden o yol geçilmiyor biz masalları çok seviyoruz. Kıssadan hisse almak yerine, hayat bir masalmış ve başarılı insanlar da masal kahramanıymış gibi görüyoruz. Oysa ki, o “en” dediğimiz insanlar düşmenin tadına en çok varanlar… 

    ilk en büyük adım kendini tanımaya odaklanmak

    KENDİNE ŞEFKAT GÖSTER

    Serap Etçi’den aldığın kuantum düşünce tekniği eğitimleri ile yaşama ve kendine karşı algının açıldığından bahsediyorsun. İşin özünü keşfetmiş bir kadın olarak okurlarımızın şifalanmaları için önerin ne olur?

    Önce sakin kalmaya çalışmak… nefes almayı öğrenmek… ve ilk en büyük adım kendini tanımaya odaklanmak. Her şeyinle… aynaya baktığınızda ruhunuzu görebilecek kadar tanımak. O körlüğü yenmeye başladığınızda kapılar daha da rahat açılacaktır. 

    “Annemi, babamı, geçmişi, mavi sakalları, giden ve gittiğim dostları affetme zamanım oldu. En önemlisi de kendimi affettim ben. Özür diledim” diyorsun bu hiç de kolay olmasa gerek.  İnsanın kendiyle yüzleşmesi için ne yapması nereden başlaması gerekir. Bu farkındalığa varmak için bir yol var mı?

    Az önceki sorunun devamı da burada işte. İnsanın kendine olan körlüğünü yenmesi ile, önce bi şaşkınlık sarıyor seni.  çevren sen eskiden böyle değildin demeye de başladıysa işte doğru yoldasın… sonra tek tek açıyorsun içindeki sandıkları… hataların, keşkelerin… ah işte en çok kendine şefkat göstermen gereken zaman. İçinde o şefkati yakaladığında kendini affetmemen de mümkün değil… 

    Küçük bir kızın güvenle ve sevgiyle büyümesi hali

    MADDE DÜNYASINDAN BİR ARINMA YAŞIYORUZ

    Dağhan ve Siva sana anneliğin hem güzel hem zorlu yanlarını gösteren evlatların. Çocuklarıyla ilgili ve sevgi dolu bir baba profili görüyorum eşin Volkan’ı anlattığın satırlarda. Özellikle Siva için yazdığın bu cümle çok etkiledi beni. “Küçük bir kızın güvenle ve sevgiyle büyümesi hali” Kadınlar çocukları olduğunda kabuk değiştiriyor, güçleniyor değil mi? Her engelin anahtarının sevgi olduğunu mu düşünüyorsun?

    Sevgi, saygı… ve bunları kapsayan kabul etme süreci. Herkesi olduğu gibi kabul etmek… yaradılanı severim, yaradandan ötürü…  ama gerçekten… 

    Bundan daha iyisi nasıl olur? diye sormaya davet ediyorsun herkesi. Sen kendine sorduğunda nasıl bir cevap aldın?

    Şu an yaşadığım anların bütününü… ve almaya devam ediyorum. Şükürler olsun. O soruyu ve dahasını bir kez sormak ile olmuyor tabi… yaşadığın her ana şükredip, nefes alıp devam etmek gerekiyor. 

    Daha çok şükürle…

    Her ana, gülümsemeye, gözyaşına…

    İçinde bulunduğumuz bu Pandemi ortamı gelecek planlarını nasıl etkiledi?

    Bu da yaşanması gereken bir zaman. Ben bize çok şey öğrettiğini düşünüyorum. Madde dünyasından bir arınma da yaşıyoruz farkındaysan. Hayatta olanların önem sırası değişiyor. Umarım insanlık alması gereken deneyimi kazanır ve daha sağlıkla yaşamaya devam ederiz…

    Kitabının yolu açık olsun. İlham verici bu kitabı okuyanlar, hayatlarında yaşadığı çelişkilerin, çıkmazların, kavga ve küsmelerin nasıl olumluya dönüşebileceğini kolaylıkla bulacaklar.* 

    Çok teşekkür ediyorum röportaj için.            

      *kitabın arka kapağından

    Kadının Adı Var/2016 -ANKARA

    Yorumun benim için değerli

    Please enter your comment!
    Please enter your name here