Gökçe Doğan’ın ilk kitabı “1922, Kan ve KülSapiens Yayınlarından 25 Ekim günü Ankara’da yapılan lansman ve imza günü ile satışa çıktı. Kitaba sapiensyayınları.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Gökçe Doğan, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde aldığı eğitiminin de etkisiyle geçmişin bilinmezliğine hayran kalan bir yazar. “Bu kitapta anlatılan kişi ve olayların bir kısmı gerçek, bir kısmı da hayal ürünü, ama hayallerin nerede bitip, gerçeklerin nerede başladığını kim çözebilmiş ki” diyor Gökçe Doğan.

İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün yakın koruma polisliğini yapan dedesi Mehmet Galip Zorba’nın anılarından esinlenerek yazılmış romanını konuştuk yazar Gökçe Doğan ile.

Geceler günler boyunca her adımını ilmek ilmek işledim

GERÇEK TARIH, KURGULANAMAYACAK KADAR BÜYÜLEYICI

Romanınızı okurken adeta bir aksiyon ve macera filmi izler gibi oldum. Sürükleyici bir kurgusu var kitabınızın kutluyorum sizi. Ünlü yazar Dan Brown’ın Romanlarının tadını aldım okurken romanınızı. Romanı yazarken hangi okur kitlesine hitap etmek istediniz, nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Bir roman yazmaya karar verdiğimde aslında hedefimdeki tek insan yine kendimdim. Çok zor beğenen ve sonsuz kusurlar bulan bir okur olarak, öncelikle kendime beğendirmeye çalıştım. Dışarıdan bakan bir okur gibi ele aldım defalarca, kıyasıya eleştirdim kurgusunu, üslubunu ve dilini. Sonunda, yazarı hiç tanımadığım biri olsa da zevk alarak okuyabileceğim bir kitap çıkıncaya kadar ortaya, geceler günler boyunca her adımını ilmek ilmek işledim.

Amacım hem kitaptan anlayan kurt okuyuculara hem de okumaya yeni girişmiş heveskârlara aynı anda hitap edebilmekti. Tad alsınlar istedim; meraklanıp heyecanla okusunlar. Ama aynı zamanda bir şeyler öğrensinler. Ben hâlâ dönüp okuduğumda aynı zevki alıyorum. Şimdiye kadar gelen yorumlar da hep bu çerçevede oldu. Çok beğendiklerini, heyecanla okuduklarını söylediler. Tam bir gün içinde okuduğunu söyleyen iki düzine insana rastladım. Okuyanların zevk almalarını ve kafalarında tarihe dair merak unsuru oluşmasını istemiştim, şimdiye kadar da bunu başardığımı gördüm. Sizin de beğenmiş olmanız, benim için başlı başlına bir gurur kaynağı, teşekkür ediyorum.

Roman kahramanımız Azra Zorba sizin gibi bir tarihçi, dedesinin bıraktığı el yazması defterlerinde saklı şifrelerle tarihi bir gizemin peşine düşüyor. Azra’nın ne kadarı Gökçe diye sorsam size?

Azra, aslında sadece biyolojik açıdan Gökçe’yle uyuşuyor. Bir de soyağacı bakımından. Onun ötesinde başlı başlına kendi duyguları, acıları, sancıları ve saplantıları olan bir karakter yaratmak istedim. Azra’nın dünyaya bakışı ve dünyayı görüşü aslında benden oldukça uzak. Ama yine de her yazar kendini anlatır yazdıklarında. Her roman bir aile albümü, her öykü vesikalık bir fotoğraftır. Ben de başka birine can ve kan vermeye çalıştım ama itiraf edeyim tamamen kendimden kaçmak için de çabalamadım. Sonunda ben olan ile ancak benim aklımdan doğabilecek bir karakterle ortada bir yerlerde buluşmuş olduk.

Her ırmağın başında yalnız kalıp köprüleri kendiniz kurmanız gerekiyor

İSMET İNÖNÜ’NÜN KIZI ÖZDEN TOKER’İN DESTEĞİ

“Okumak istediğim romanı yazdım” diyorsunuz. Tarih ve maceranın iç içe geçtiği kurgusal bir roman yazmanın zorlukları neler oldu?

Bu tür aslında dilimizde çok da yaygın değil. İngilizce konuşulan ülkelerde rastlıyoruz bu türün zirve isimlerine. Çünkü orada (mesela İngiltere’de) günlük, anı, mektup gibi pek çok özel yaşam yazıları kalıyor geçmişten günümüze. Yüz yıl öncesinin ya da birkaç asır evvelinin dünyasına dokunmak daha kolay oluyor.

Bizdeyse bu durum üç açıdan çok zor. Öncelikle geçmişin gündelik yaşamına ait notlar yok denecek kadar az. O dünyayı gerçek manada yaratmak büyük oranda sezgi gücüne kalıyor. İkinci, bu türde bir geleneğimiz olmadığı için her ırmağın başında yalnız kalıp köprüleri kendiniz kurmanız gerekiyor. Üçüncü olarak en önemli zorluk ise aşırı politize edilmiş bir tarih bilgisine sahip olmamız. Dokunduğunuz her olay, her insan bir şekilde gündelik siyasete âlet edilebiliyor ve siz de lehte ya da aleyhte tek bir söz etmemiş olsanız bile partizan yaklaşımlarla yaftalanabiliyorsunuz. Bu zorlukların her biri ayrıntılı okumaları ve çevresi iyice düşünülmüş yaklaşımları gerektiriyor.

Ankara’da geçen bu romanda fonda yer alan Pembe Köşk, Eski Meclis Binası. MIT Binası gibi yerleri resmederken nasıl bir çalışma yaptınız?

Daha önceki yıllarda da defalarca gezip gördüğüm bu yerleri bu kez bir amaca hizmet eden bir gözlemci sıfatıyla ziyaret ettim. Eski Meclis Binası zaten adım adım tanıdığım bir mekândı. Ancak Pembe Köşk konusunda, kitabımın açısından büyük minnet duyduğum İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker’in ismini zikretmeden geçemeyeceğim. Hayran kalınası bir zarafetle bizi ağırlaması, romanda geçen mekânları ziyaretçi girişine kapalı olmasına rağmen, en az benim kadar büyük bir heyecanla bana göstermesi benim için çok kıymetliydi. Böyle bir romanı yazmamda, bu hevesimi kamçılaması konusunda belki kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar büyük bir desteği vardır. Bu vesileyle de kendisine şükran ve saygılarımı sunmak isterim.

Günümüzde de tarihimizin tozlu odalarında, gizemli kalan, bilinmeyen, karanlık noktalar var mı tarihçi olarak bizi aydınlatabilir misiniz?

Konu, üzerinde yaşadığımız bu topraklar olunca aslında gizemi olan ve açılan her kilitle bizi bir kez daha şaşkınlığa uğratacak o kadar çok şey var ki… Ben on beş yıldan beri tarihimizin hemen her alanıyla uğraşıyorum ve hemen her gün yeni bir şey öğreniyor ya da hep öyle olduğunu zannettiğimiz şeyin ne kadar da farklı yaşanmış olduğunu görüyorum. Gerçek tarih, kurgulanamayacak kadar büyüleyici.

İzmir yangınının yüz yıldır tartışılmasının sebebi tarihî olmaktan çok siyasî

TARİHTEKİ HER HAKİKAT İKİ AYRI UCUN TAM ORTASINDA YER ALIR

Kitapta, İngiltere tarihi, Osmanlı tarihi, Osmanlıca, Cumhuriyet tarihinde yer alan, çoğu kişinin haberdar olmadığı olaylara özellikle, 1922’deki İzmir Yangınına parmak basıyorsunuz. Sizce bu yangının neden çıktığı hala neden aydınlatılamadı?

Benim kitapta yaptığım şey aslında tarihî bir manipülasyon. Yani çeperi gerçeklerle dolu, bam teli kurguya alınmış bir nokta. Bir boşluğu bir teoriyle doldurma çabası yani. Belgelerle doğrulanamayacağı gibi yanlışlanması da pek mümkün olmayan bir metin 1922-Kan ve Kül.

Ancak İzmir yangınının yüz yıldır tartışılmasının sebebi tarihî olmaktan çok siyasî. Eski politik krizlerde doğmuş olan suçlamaları hâlâ yaşatmaya çalışmanın bir ürünü. Yunanlar Türkler yaktı der, Türkler Ermenileri suçlar ve bu politik yaklaşım sürer gider. Yoksa bilen bilir ki tarihteki her hakikat iki ayrı ucun tam ortasında yer alır. Tarih bilimi net cümleler kurulamayacak kadar karmaşık bir ilimdir.

Dedeniz Galip Zorba, ciddi bir devlet adamı olan İsmet İnönü ile çok eğlendiklerini, güldüklerini, sert asker mizacının altında çok sıcak bir insan olduğunu söylermiş babaannenize. 24 yıl boyunca İsmet Paşa’nın hizmetinde olan ve onun çok güvendiği dedenizin unutamadığı en önemli anısını bizimle paylaşabilir misiniz?

Bu tür anılar ailemizde öteden beri anlatılır. Birlikte yaptıkları İstanbul gezileri, Sarayburnu’nda denize girmeler ve daha pek çok şey. Ancak benim en büyük talihsizliğim dedemin, ben doğmadan sekiz yıl önce ölmüş olması. Anılarını birebir ondan dinlemeyi çok isterdim. Hem torunu olarak hem de bir tarihçi olarak. Ne kadar yoğun olsa da aile anlatıları bir tarihçinin yaklaşımı gibi olmuyor. En azından benim cevabını merak ettiğim pek çok soru dedeme ya sorulmamış ya da cevabı alındıysa da unutulmuş. Şimdi bıraktığı hatıralar üzerinde çalışıyorum. Sapiens Yayınları olarak o anıları yayınlayınca bizim bildiklerimizi tüm Türkiye öğrenmiş olacak.

Türkiye’de aslında her şey olmak çok zor

YOLA KOYULAN TAŞLARI BİR BASAMAĞA DÖNÜŞTÜRMEK ÖNEMLİ

İkiz bebekleriniz olduğunda Üniversite hocalarınızın, yüksek lisans tezinizi yazamayacağınızı söylemeleri, bu cinsiyetçi yaklaşımın sizi hırslandırmış ve bu romanın yazılmasına vesile olmuş. Onlara güzel bir cevap olan romanınızı gönderdiniz mi hocalarınıza? Türkiye’de kadın olmanın zorlukları ile ilgili bir roman yazmayı düşünüyor musunuz?

Türkiye’de aslında her şey olmak çok zor. Evli olmak, bekâr olmak, kadın olmak, erkek olmak, yaşlı olmak, çocuk olmak, hatta hayvan olmak, bitki olmak bile çok zor. Eli kalem tutan herkes bir yaraya dokunuyor. Acılarımızı birbirimize duyurmak için yazıyoruz her cümleyi. Mizah metinleri bile zorlukları tebessümle sergiliyor. Bu yüzden ne yazarsam, ne yazarsak hep daha güzeli, daha iyiyi istediğimiz için yazacağız. Ve inanıyorum ki yaza yaza da alacağız istediğimizi. Çünkü mottomuzda da dediğimiz gibi düşünmek savaşmaktır. Yazmak da öyle.

Beni üniversiteden gönderen hocalarım, bu işle hiçbir ilgileri yokmuş gibi tebrik mesajları attılar. “Çok güzel işler yapacağına emindim” diyenler bile çıktı. Ama bu sorun değil. Önemli olan yola koyulan taşları bir basamağa dönüştürmek. Benim de çıkmak istediğim daha çok zirve var. Köstek olanlara selam olsun.

Azra Zorba’nın maceraları devam edecek gibi duruyor. Devam romanını yazmaya başladınız mı?

İkinci kitabın hazırlıkları tamam. Şimdi yazım süreci başladı. Ne zaman tamamlanır bilmiyorum ama bu kez daha fazla zülfiyare dokunacak bir roman olacak. İsmini paylaşmakla yetineyim şimdilik. 2022 – Kan ve Gen.

İkizlerinizden sonra doğan bu üçüncü bebeğiniz “1922, Kan ve Kül” Romanınız bol okurlu olsun. Teşekkür ediyorum bu güzel röportaj için.

Önce yayıncılık ve ardından yazarlık serüvenimin her adımında benimle birlikte oldunuz. İyi dilekleriniz ve benim için çok değerli olan destekleriniz için, ben teşekkür ediyorum.