Tümü

    ELLÜ ELLÜ ELLÜ ELLÜ; 200! HEPİMİZ ÜNYELÜYÜZ!

    Ünye Sevdalıları Mizahçı-Karikatürist İhsan Kocagöz ve Editör-Yazar İsmail Canbulat’ın Günlük Ünye Kent Gazetesi’nde, 3 Mayıs 2020 tarihinde yayın hayatına başlayan MİZAH-KÜLTÜR TÜKKÂNI “İKSAN ABİNİN YERİ”, 200. Sayısına ulaştı…

    Bir mizah-kültür sayfasının, yerel basında 200. Sayıya ulaşabilmesinin önemi çok büyük… Bu Yerel Basında bir rekor olabilir.

    İnanılması güç bir başarı ve sıra dışı bir sürdürülebilirlik bu!

    200. sayılarının şerefine, ”İKSAN ABİNİN YERİ” ekibiyle bir muhabbet edeyim istedim. 

    “İHSAN İLE İSMAİL’İN MİZAH VE KÜLTÜR TÜKKÂNI” İKSAN ABİNİN YERİ; İSMAİL VE İHSAN “DOĞDUĞU AN” DOĞMUŞ ASLINDA…

    Toplumumuzda güler yüzler görmeye, düzeyli mizaha, mizahla harmanlanmış kültür aktarımına hasret kalmıştık. Bu açıdan adeta bir kamu görevi yapıyorsunuz. Asık-ciddî suratları bir nebze güldürebilmek çok ciddî iş. Sizleri kutluyorum. İhsan İle İsmail’in Mizah ve Kültür Tükkânı ”İksan Abinin Yeri”nin  kuruluş hikâyesinden bahsedebilir misiniz bize, bu fikir nasıl doğdu? 

    İSMAİL CANBULAT: Teşekkür ederiz… Biz de sizleri kutluyoruz; 200 sayıdır sabrediyorsunuz bize, kolay değil 🙂 

    “Bu fikir nasıl doğdu?” İsmail ve İhsan doğunca doğdu! (Kahkahalar…)

    Aslan (İhsan); nerdeyse doğduğundan bu yana bütün anılarını hatırlayıp, çileli, maceralı, hem komik hem acıklı hayatını yazıp-çizmeseydi, ben de onlardaki samimiyete ve masumiyete hayran olmasaydım bu fikir de bu sayfa da olmazdı!

    Yani, ben sadece Ünye’de kaybettiğim mahalle arkadaşım İhsan Kocagöz’ü İstanbul’da buldum! Bi pancar çorbası-mısır ekmeği-hamsi tavaya da “kendi mizah sayfamıza” transfer ettim ve olaylar gelişti! Bi de baktık, pat! 200. Sayıya gelmişiz!

    Bİ PANCAR ÇORBASI Bİ HAMSİ TAVA’YA TRANSFER!

    İHSAN KOCAGÖZ: 2018 Yılının bir kış ayında kendimi Üsküdar’da buldum. Karşımda mahalle arkadaşım olan ama uzuuun yıllar hiç görüşmediğimiz İsmail Canbulat vardı. Beni ve hikâyelerimi yıllar sonra sosyal medyadan bulmuş, keşfetmişti…

    Ev ortamı bir mekânda, mısır ekmeği eşliğinde pancar çorbası ve hamsi tava yerken hatırlıyorum kendimi… Sonrası malum… (Kahkahalar…)

    Bu ilk buluşmamızda; tam ben Hamsilere yumulmuşken; İsmail Canbulat ellerini oğuşturarak, “seninle eğlenceli, Ünye’nin kurmaca mizahını ve seyürlü insanlarını yansıtan bir film senaryo yazalım, sende bu cevher var” dedi.

    Anaam! Ben bu tekliften ürküp, helecan yaptım bilii mun?

    Hamsi bitmiş, karnım doymuştu nasıl olsa… Ben de hemen tüydüm ortamdan! “Üleeyn! Ne anlardım ben yaa senaryodan?”

    İki sene gaçmayı başardım İsmail Abiden… Zaten pandemi de çıktı u ara… “Ohh kurtuldum!” (Sandım…)

     İKİ SENE SONRA  İSMAİL CANBULAT İLE BULUŞMA HATASINA DÜŞTÜM 

    Yine pancar çorbası yine mısır ekmeği yine hamsi tava taa!

    BU SEFERKİ TEKLİFİ KORKUNÇTU!

    Doğduğumuz güzel şehir Ünye’de çıkan ÜNYE KENT GAZETESİNDE mizah yapmak istiyordu!!

    O gün çayıma ne koydu bilmiyorum; gendüme geldiğimde, Ünye Kent Gazetesi’nin “İksan Abinin Yeri” adlı mizah-kültür sayfasına (neredeyse, “dergisine”) harıl harıl yazıp çizerken buldum kendimi…

    Benim bıyıklı logoyu da köşenin ismini de İsmail abi icat etmişti… (Çakdumayın; Aslında benim de hep hayalimdi bu; Ünyem’de bir gazetede mizah yapmak!)

    DOĞDUĞUNDAN BU YANA BÜTÜN ANILARINI HATIRLAYAN ADAM! 

    Sevgili İksan Abi, karikatürize ettiğiniz anılar ve yazılar hayatınızdan ve 70’lerin-80’lerin Ünye Hamidiye Mahallesi’nden de çarpıcı kesitler sunuyor. Nasıl oluyor da her şeyi hatırlıyorsunuz en ince ayrıntısına kadar? 

    İHSAN KOCAGÖZ: Anılarımı yazmayı yıllardır düşünüyordum. Bunu karşımdaki bir arkadaşıma anlatır gibi kaleme almalıydım ve uzun olmamalıydı.

    “Anı-hikâyelerimin” tam ‘bam telini’ oluşturan kısmını da bir karikatürle gözler önüne sermeliydim. Birçok anım, hafızamın kara kutusunda el değmeden öylece duruyordu…

    Çocukluğumda evde televizyon yoktu ve o yıllar Ünye Halk Kütüphanesi’nin en hareketli yıllarıydı. Ben de okumayı çok seviyordum. Oradaki bütün klasikleri, hikâyeleri yaladım-yuttum diyebilirim.

    Çocuk ve ergen yaşta, hayatım da çok sokakta geçiyordu…

    Bu yüzden anı-hikâye sayım çok çeşitlilik gösteriyordu. Hafızam da dingin olunca, beynim bu anıları “kara kutuda” muhafaza etme güzelliğinde bulundu.

    KENDİNİ YAZDIRACAK OLAYIN, BENİ CEZBETMESİ GEREKİYOR 

     Gözlemci olmak çok önemli değil mi, çizebilmek için? Yaşadığınız bir olayı, hemen “nasıl çizebilirim, bundan nasıl bir mizah yapabilirim” diye mi düşünüyor musunuz? 

    İHSAN KOCAGÖZ: Çocukluğumdan beri iyi gözlemciyimdir.

    Bir ağaca, yanımda bulunan kişi ile baktığımı düşünün…

    Ben o ağaca arkadaşımın baktığı gibi bakmam. Mutlaka o ağaçta kimsenin göremediği bir şeyi bulur ve ortaya çıkarırım.

    “Başımdan geçen her olayı yazıp çizeyim” diye bir derdim yok.

    “Kendini yazdıracak olayın” önce beni cezbetmesi gerekiyor.  O olayı yazarken ve çizerken ben de zevk almalıyım.  Okuyan kişiye de bu ruh halimi geçirebilmeliyim ki “içten” olursan bu oluyor; 200 sayıdır bunu görüyoruz… 

    MAHİRCE

    Mahir Erdem, nasıl oldu da birden sürpriz bir şekilde siz de “İksan Abilere” karıştınız? (Kahkahalar…) 

    MAHİR ERDEM: Bu mizah köşesine sonradan dâhil olmuş bir “Ünye damadı” olarak duyduğum memnuniyetten bahsetmek isterim öncelikle.

    Aslında aklımın kıyısından köşesinden geçen bir durum değildi bu sayfada yer almak.

    Emeklilik stajı yapan, model tren merakı olan, yaptığı demiryolu dioraması ile gününü gün eden klasik bir ev erkeği modunda, huzur içinde hayatını sürdürmeye gayret eden bir adamdım.

    Meğerse, “yetenek avcısı” sevgili İsmail Canbulat, Ankara’ya Mavianne’yle beni ziyaretimize geldiğinde kader ağlarını örmeye başlamış da benim haberim yokmuş! (Gülüşmeler…)

    Model trenimi büyük heyecanla İsmail kardeşime gösterip trenleri döndürürken, hangi ara üniversite yıllarımın başında çizdiğim ve o zamanın en popüler mizah dergisi olan Gırgır’da yayınlanan karikatürlerime bakmaya başladığımızı hâlâ hatırlamıyorum.

    O an İsmail Canbulat’ın gözündeki “garip” parıltıya da bir anlam verememiştim… Değişik bi heyecan içindeydi sanki.

    Sonra karikatürlerimle birlikte benim de fotoğraflarımı çekmeye başlayınca, içimde; “oltaya takılmış bir levrek” hissi oluştu ama, “hadi neyse” dedim, üzerinde fazla durmadım. İksan Abinin Yeri, karikatür falan bir konuşmalar geçti aramızda ama kulak arkası ettim.

    Misafirimiz İstanbul’a döndükten sonra Ünye Kent gazetesinin meşhur mizahçı ve karikatüristi İksan Abi ile birlikte çift taraflı kafakol muamelesine maruz kaldım…

    Bi baktım gıcır kâğıt-kalemler almışım ve yeniden karikatür çiziyorum!

    KARİKATÜRLERİM İKSAN ABİ’NİN BEKLENTİSİ GİBİ OLMADI

    ÇİZİMLERİM ONUN TAHMİNİNDEN ÇOK DAHA İYİYDİ

    İksan Abi bir süre sonra benim çizimlerimden tırstı. “Model tren işine ne zaman dönmeyi düşündüğümü” sormaya başladı. İşte o zamanlar, karikatürlerle karşılıklı harika atışmalarımız oldu.

    Hani sıralı olarak toplayıp bir araya getirsen konulu hoş bir hikâye olur.

    Velhasıl, şimdi hem karikatür ile uğraşıyorum, güncel konulara temas ederek takip edenlere hoş bir tebessüm ettirmeye çalışıyorum, hem de model trenime vakit ayırabiliyorum.

    Sevgili İsmail sayesinde iyi yürekli, güzel insan İhsan Kocagöz ile de tanışmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. 

    “TİRENCİ” MAHİRDEN “KARİKATÜRİST” MAHİR’E! 

    Çizer kadronuza Mahir Erdem’i de kattınız ve Mahirce köşesinde bir süredir çiziyor. Birbirinizle tatlı atışmalarınız bizi de tebessüm ettiriyor. Kendisi de bu macerayı anlattı ama, Mahir Erdem’i karikatür çizmeye tekrar nasıl başlattınız İhsan Kocagöz?

    İHSAN KOCAGÖZ: Mahir Erdem üstadım ile ilk tanışmamız çok tesadüfi olmuştu…

    Ünye’de bir bayramlaşma için İsmail Canbulat dostumun annesine uğradıydık.

    Kapıyı Mahir Erdem’in eşi Mavianne açtı; Siz yani… (Gülüşmeler…)

    O gün orada masanın bir köşesinde oturan Mavianne’nin eşi Mahir Beyle, gayet resmi bir şekilde, sadece selamlaşmıştık, İsmini bile bilmiyorum. Bayramlaşma sonunda ayrıldık Emine Teyzemin yanından.

    Aradan bir sene geçti, pandeminin yasaklı günleriydi.

    İsmail Canbulat dostum İstanbul’dan Ankara’ya annesini ziyarete gitti, döndükten sonra da bizim köşeye, model tirenler üstadı da olan “konuk” bir çizeri taşıdı.

    İsmail dostumu arayarak, Mahir Erdem isimli konuk çizerin kim olduğunu sordum. Eniştesi olduğunu söyleyince, dumura uğramadım desem yalan olur!

    1980’li yılların Gırgır’ında “Çiçeği Burnundalar Sayfası”nda karikatürleri yayınlanmışmış meğer! Daha sonra bu karikatür olayını sürdürmemiş.

    İşte o an gözlerimde şimşekler çakıyor! Inını nıın!

    İsmail Canbulat dostumu arayarak, “Mahir üstadımızı çizgiye döndürelim” dedim. Onun da kafasına yattı bu fikir ve Mahir Erdem’i bir punduna getirerek tekrar çizgi ile buluşmasını sağladık.

    Arada çizgi ile atışmalarımız bile oluyor. Onunla atışmak hoşuma gidiyor. Kendisine çok önem veriyorum.

    Bizi kırmayarak yıllar sonra karikatür olayına geri dönüş yaptığı için buradan kendisine teşekkür ediyorum. 

    GIRGIR DERGİSİ VE OĞUZ ARAL… 

    Bizim çocukluğumuzda Gırgır gibi karikatür dergileri vardı severek okurduk. O günlerin çizerlerinden ilham alıyor musunuz? 

    İHSAN KOCAGÖZ: Çocukluk ve ergenlik baş yapıtım Gırgır dergisi oldu her zaman. Ama ilk göz ağrılarımın çizgi romanlar olduğunu itiraf etmeliyim. Yaşar gibi okurdum bu çizgi romanları! Eh, arkadaşlar arasında şaka şamatalarımız da çok olurdu. Muziplik yanımız sınır tanımıyordu. Bende mizâhî bir yan oluşturdu bu şaka ve muziplik tarafımız. Eh Ünye ve mahallemiz de seyürlü ve esprili bir yer zaten…

    Gırgır dergisi ikinci göz ağrım oldu bu sebepten dolayı. O günlerin çizerlerini severek örnek aldık. Hayâlimiz bir Oğuz Aral olmaktı tabii…

    Oğuz Aral’ı örnek almayan çizer olmamıştır gibi geliyor bana.

    Pazartesi akşamları toplantısına giderek, eleştirilerini kendi ağzından aldım. Hepimizin içinde bir Oğuz Aral olmak vardı. Etkisi büyüktür çizgilerimizde, bu durumu da gayet makul karşılıyorum. Buradan rahmet diliyorum büyük ustaya.

    OĞUZ ARAL HOCANIN TEZGÂHINDAN GEÇTİK

    Karikatürlerinizin karakterlerinde “Oğuz Aralvâri” bir esinti görüyoruz, ne kadar etkiledi sizi o jenerasyon? 

    MAHİR ERDEM: Gırgır dergisi bir zamanların fenomen dergisi. Müthiş tiraj yakalamış, okumayan yok gibi sanki.

    1982 yılında yayınlandı ilk karikatürüm. Oğuz Aral hocanın tezgâhından geçtik yani.

    O dönem çok kaliteli çizerler vardı. Oğuz hocamın yanı sıra; Hasan Kaçan, Latif Demirci, Sarkis Paçacı, Behiç Pek, Galip Tekin, İrfan Sayar, Nuri Kurtcebe ve tabii ki benim idolüm ve karikatür çizmeyi sevdiren En Kahraman Rıdvan’ın çizeri Bülent Arabacıoğlu ve isimlerini hatırlayamadığım niceleri.

    Bir ara değerli üstad Semih Balcıoğlu da bir karikatürümü Posta gazetesindeki yerinde paylaşmıştı. Bu jenerasyonu bir daha yakalayamadık maalesef. Her biri ayrı ayrı değerliydi.

    GÖZ YAŞARTAN BABALAR GÜNÜ SAYISI

    Mahir Erdem, unutamadığınız bir sayısı var mı köşenin? 

    MAHİR ERDEM: 200 sayıyı deviren bu güzel mizah-kültür sayfasında beni çok duygulandıran bir 162’inci sayı var ki kelimelerle anlatamam; BABALAR GÜNÜ ÖZEL SAYISI!

    Sevgili babalarım rahmetli Behiç Erdem ve rahmetli Muharrem Canbulat ile olan babalar günü anılarımı kaleme alan İhsan üstada ve editörlüğünü yapan İsmail üstada sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. O sayfaya her bakışımda gözlerim dolar hâlâ. 

    EN ÖNEMLİ ANI-HİKÂYEM

    200. sayıya kadar birçok çizim yaptınız, yazılar yazdınız. Bu nasıl bir tempo? Sizde en çok iz bırakan karikatür veya yazınız hangileri oldu?

    İHSAN KOCAGÖZ: Dört beş sene çizgiye ara vermiştim. Anılarım gün yüzüne çıkmak için kara kutumu tekmelemeye başlamışlardı. 2014 yılının başında kararımı verdim. Anılarımı yazıp çizmeye başlamalıydım artık.

    Tam dört sene kendimi mutfağa kitledim. İşten gelir gelmez aperatif bir şeyler atıştırıp, mutfaktaki masaya çöküyordum. 2018 Yılına kadar televizyon seyretmeyi bile bıraktım. Gece on birlere kadar yazıp çizdim. Sabah beşte kalkıp işe gittim.

    Bu süre zarfında altı yüze yakın anımı yazıp-çizdim. 2018 Yılından sonra başımdan günlük geçen ilginç anıları da ekledim çalışmalarıma. Yani 2014 yılından bugüne kadar durmadan çiziyorum. Araya bir de evlilik sıkıştırmayı bile başardım.

    İLK ANIMI VE ONUN ÇİZİMİNİ ÖNEMSİYORUM; “HASAN DEDE!”

    Mahallemizin bir Hasan dedesi vardı. Biz çocuklara karşı biraz huysuz davranırdı.

    Lakabını “Mırık Hasan” koymuşlardı, bu mızmızlığı yüzünden.

    Çok güzel unlu ev kurabiyesi yaparlardı eşi ile birlikte. Kafasında taşıdığı bir tepsiye güzelce dizerdi. Mahalleden ilçe merkezine inerek bu kurabiyeleri satardı. Bu kurabiyeleri harçlık bulup alamazdım. Bir-iki defa anca tadına bakmışımdır. Tadı halen ağzımdadır.

    İlk anımı bu yüzden “Hasan Dede Ve Un Kurabiyeleri” oluşturdu. Ben de en çok iz bırakan anım ve çizimim de budur..

    Çok uzun olmayan bu ilk anımı kaleme almakta çok zorlandım açıkçası… “Yazı yazmak”, aklıma gelecek en son olaydı.

    Ama güzel geri dönüşler olunca, cesaretlendim ve insanlara “anlattığım gibi yazmaya” yani samimi ve içten bir şekilde yazmaya başladım… Bu anım benim için bir milat oldu diyebilirim. Her anımı çocuğum gibi sevdim, oluşmalarına çok özen ve titizlik gösterdim.

     200 SAYININ SIRRI! 

    Köşenin 200. Sayısına kadar dimdik ayakta kalmasının sırrını bize söyleyebilir misiniz?

    İSMAİL CANBULAT: Sır; bugüne dek hiçbir maddî karşılık beklemeden “%100 amatör” olarak bu işi yapmakta.

    Sır; Ünye özelinden/güzelliğinden; evrensel bir mizah yapmaya çalışmakta ve samimiyette!

    Sır içtenlikte, kalpten anlatmakta… “Hissedersen, hissederler çünkü.”

    İstikrar ve sürdürülebilirlik, aşkla alakalıdır. Yaptığın işi seviyor, aşkla yapıyor ve inanıyorsan, uzuuun yıllar sürdürebilirsin yaptığın işi…

    Teşekkürler bizi ısrarla takip eden, düzeyli mizah ve kültür niyetimizi anlayan herkese! Ünyelü olsun, olmasın… ELLÜ ELLÜ YÜZ!  YÜZ YÜZ 200! HEPİMİZ ÜNYELÜYÜZ!

    Yorumun benim için değerli

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.