Tümü

    mRNA AŞILARI KANSERE KARŞI KORUYUCULUK SAĞLAYABİLİR

    Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay Ünye Lisesi mezuniyetinden sonra İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Eczacı Teğmen olarak mezun olup, GATA Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda doktorasını yapmış, Amerika’da ve Türkiye’de yaptığı çok değerli bilimsel çalışmalar sonucunda profesör unvanını almış bir akademisyen. Uzbay, 2013 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden Albay rütbesinde emekli olmuş. Halen T.C. Üsküdar Üniversitesinde Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Başkanı ve Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürü.

    Çalışmalarını deneysel nöropsikofarmakoloji alanında yapmış, şizofreni hastalığının oluşumu, tanısı ve tedavisine yönelik ilaç adayı üç molekülün incelemeli patentini almış ayrıca, alkol ve madde bağımlılığına yönelik önemli bilimsel çalışmalar yapmış bir bilim adamı. Uluslararası bir çok makalesi ve kitapları bulunmakta başlıcaları; Nöropsikofarmakoloji, Akılcı Nöropsikiyatrik İlaç Kullanımı 2019, Cehalet Bilimi, Küresel Zeka Algınızı Nasıl Yönetiyor? 2019, Hazdan Bağımlılığa 2018, Görünmeyen Beyin 2020 kitaplarının yazarı.

     

     

     

    Ünye’nin unutulmaz şahsiyetleri arasında yer alan rahmetli Şekerci Metin Amca’nın oğlu, Tayfun Uzbay. Bir kaç yıl önce Ünye’de tanıştım kendisiyle. Tevazu sahibi, güler yüzlü Ünye’den çıkan değerli bir abimiz kendisi. Onunla son günlerde gündemimizi meşgul eden aşı konusunda engin bilgilerini bizler için paylaştı.

     

     

     

     

    ÜNYE LİSESİNDEN MEZUN OLDUĞUMU SÖYLEMEKTEN MUTLU OLUYORUM

    Yaptığınız çalışmalar ve başarılarınızla bir hemşehriniz olarak gurur duyuyorum. Sorularıma doğup büyüdüğünüz yer olan Ünye ile başlamak istiyorum. Ünye sizin için ne anlam ifade ediyor, oraya dair en çok neyi özlüyorsunuz?

    Teşekkür ederim. Ben ilk orta ve lise eğitimimi Ünye’de tamamladım. Ünye Lisesi mezunuyum. Benim çocukluk ve gençlik dönemimde Ünye gibi nüfusu 15-20 bin civarında olan bir kasabada harika bir eğitim vardı. Ünye’nin Konak Sineması, 20 Mayısta piknik yapılarak kutlanan Mayıs 7’si, Çamlık, Uzunkum Plajı, Pala’nın yeri, Küçük Ev, Aya Nikola adası (Aynikola derlerdi) özlem deyince ilk aklıma gelenler. Yüzmeyi Aynikola’da öğrenmiştim.

     

    Farklı şehirlerde yaşayan Ünyeliler için “Ünyeliyim” demenin çok kıymetli olduğunu kendimden biliyorum. Sizin hemşehrilikle ilgili düşünceleriniz neler, tatillerde memlekete gider misiniz?

    Tatillerde ailemi ziyaret için bazen de kısa tatiller için memlekete gitmeye devam ediyorum. Büyük şehirlerde bana göre Ünyeliler çok organize değil. Ünyeli olduğumuzu biliyoruz o kadar. Sivas, gibi Trabzon gibi başka şehirlerde daha çok dayanışma ve sosyal faaliyet var. Ben her zaman Ünyeli olduğumu özellikle Ünye Lisesi mezuniyetimi özgeçmişimde de belirterek anmaktan mutlu oluyorum.

     

     

    SALGINI ÖNLEMENİN TEK YOLU

    AŞILAR

    Bir yılı aşkın süredir Pandemi ile yaşıyoruz. Kime nasıl bulaştığı çoğu kez belli dahi olmayan, öldürücü bir virüs Covid-19’un önlenmesi için en etkili ve güvenilir yöntemin aşı olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen bazı kesimlerin aşı karşıtlığına ve çiplenme iddialarına ne diyorsunuz? 

    Covid-19 ile ilişkili çok fazla komplo teorisi üretildi:

    “Covid-19 laboratuvarda üretilmiş bir biyolojik savaş unsurudur. Bunu üretenler nasıl tedavi edileceğini de biliyorlar. Amaçları dünya nüfusunu dengelemek ve yaşlı nüfusu elimine etmek” diyenler oldu. Böyle bir şey söz konusu olsaydı çok daha öldürücü bir virüs kullanılırdı. Covid-19’un tüm yakalananlardaki öldürücülük oranı %5-6 civarında kaldı. SARS ve MERS gibi buna yakın başka virüsler çok daha öldürücüydü. Ancak onlar pandemi yapmadı. Ayrıca hastalık sadece yaşlıları öldürmüyor. Hatırı sayılır miktarda genç ve orta yaşlı kesim de hastalıktan etkilendi.

    Covid-19 bildiğiniz gripten hiçbir farkı olmayan fazla abartılan bir hastalık. İlaç firmaları sırf para kazanmak için aşı üretiyor, zaten nüfusun %80’i hastalığı ayakta geçiriyor, aşıya ve izolasyona gerek yok” diyenler oldu. Tabii ki bu da çok yanlış bir önerme. Covid-19 bildiğimiz grip ailesinden bu doğru ancak küresel bir salgına yani Pandemiye yol açması nedeniyle ondan ayrılıyor. Öte yandan gripten daha kolay ve hızlı bulaşıyor ve daha öldürücü. Kesinlikle hafife alınacak bir yanı yok. Açılmaya gidilen dönemlerde ne oluyor hepimiz görüyoruz. Son dalgada hem hastalanan sayısı sağlık sistemini zorlayacak kadar arttı hem de ölümler arttı. Bunu önlemenin tek yolunun da aşılar olduğu açıkça görülüyor. Nüfusun hastalığı ayakta geçiren %80’inde de uzun vadeli başka virüs etkileri ortaya çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz. İlaç firmaları aşıdan para kazanacak gibi boş laflar yerine aşılanıp bu beladan nasıl korunabiliriz, nüfusun geniş kesimlerine nasıl aşı temin edebiliriz gibi sorulara kafa yormak daha mantıklı.

    AŞILARA GÜVENİLMEZ DEMEK

    GERÇEKLERLE BAĞDAŞMIYOR 

    “Covid-19 aşıları bir aşı geliştirmek için gerekli olan süreden çok önce piyasaya sunuldu. Ticari kaygı ile aşılar aceleye getirildi, bu aşılara güvenilmez” diyenler oldu. Onlar da yanılıyor. Tüm aşılar şeffaf, yasal denetim altında, bilimsel kurallara uyularak bulundu, geliştirildi ve kontrol edilerek acil kullanım onayı aldı. Baş ağrısı veya hipertansiyon ilacı geliştirmiyorsunuz ki uzun uzun Faz III çalışmaları yapın. Aşı teknolojisi 200 yıldan fazla süredir zaten kullanılıyor. Koruyucu tıbbın en önemli silahı. Bir sürü hastalığın kökü aşılarla kazındı. Bugün Çiçek, Kolera, Kızamık, Verem ve buna benzer bir sürü hastalık ya tamamen ortadan kalktı ya da çok azaldı. Bu aşılar sayesinde oldu. Üstelik günümüz teknolojisi çok daha güvenli ve etkili. Ayrıca 200’den fazla aşı çalışmasının sadece 5-6 tanesi onaylandı. Onlar da faz çalışmaları sırasında sıra dışı bir şey görülürse anında incelendi ve aşı ile illiyet bağı yoksa çalışmalar devam etti. Milyonlarca kişi aşılandı. Özellikle Türkiye’de kullanılanlarda ciddi bir yan etki görülmedi. İsrail nüfusunun %60’ını aşıladı. Aşılananlar arasında hastalık ve ölümler ciddi biçimde azaldı. Bütün bu kanıtlara rağmen hala aşılara güvenilmez demek gerçeklerle bağdaşmıyor.

    BİZE “ÇİP” çoktan YERLEŞTİRilMİŞ  

    “mRNA aşıları aşı ile genetik kodlarımıza müdahil olunması için kullanılan yeni bir teknoloji. Aşı genetiğimizi değiştirecek, vücudumuza aşı ile çip yerleştirilecek” diyenler de oldu. Çevre ve gıda kirliliği had safhada. İnsanlar internetten hiçbir kontrole tabi olmayan içeriği ve güvenilirliği belirsiz bir sürü takviye satın alıyor. Bunların vücuttaki kısa, orta ve uzun vadeli etkilerini hiç merak etmiyor. Ayrıca çevredeki baz istasyonları, doğa tahrip edilerek açılan yeni alanların çevresel zararlarının insana nasıl yansıdığını bilim yıllardır anlatıyor. Bunu dinlemeyenler kendilerine çip takılıp kısırlaştırışacaklarını genetiklerinin değiştirileceğini falan söylüyor. Bunlar bilim kurgu filmlerine konu olabilecek safsatadan ibaret. mRNA aşılarının gelecekte kansere karşı koruyuculuk sağlama ihtimali de var. O zaman kanser olmayı göze alıp aşı yaptırmayacaklar mı? Ayrıca çipi yerleştiren yerleştirmiş zaten. Her yer kameralarla dolu, cebinizdeki akıllı telefon, girdiğiniz internet siteleri sizi izlemek isteyenler için yeterli imkân sunuyor. Bütün bunların yanında aşı ile izleme yapılması gibi fikirler gülünç kalıyor. Ayrıca mRNA aşıları ile farklı bir genetik yapıya dönüşmeniz de mümkün değil. Okullarda doğru dürüst evrim ve biyoloji dersi okutmazsanız işte böyle saçma sapan şeylere inanan insanlarla karşılaşırsınız. Sosyal medyada biyoloji bildiğini zannedenler aşı dersi vermeye kalkıyor. Bunlar bana çok gülünç görünüyor.

    BİONTECH AŞISINA ULAŞANLARIN

    HİÇ DÜŞÜNMEDEN

    YAPTIRMASINI ÖNERİRİM 

    Aşılama süreci devam ediyor ve herkesin aklında tek bir soru var; inaktif aşı tekniği ile eski usul üretilmiş Çin aşısı Sinovac mı? mRNA (mesajcı RNA) diye adlandırılan  dünyada ilk kez kullanılan bu yeni teknoloji ile üretilmiş olan Biontech-Pfizer aşı mı daha etkili? Bu konuda düşüncenizi merak ediyorum.

    Öncelikle şunu çok net ifade edeyim: Her iki aşı da bilimsel ölçütlerin gerektirdiği etkinliğe sahip. Her iki aşı ile ilişkili tüm veriler saygın ve güvenilir mecralarda yayınlandı. Bizler de okuyup inceledik. Bu iki aşı özelinde dünya çapında önemli bir yan etki görülmediğini de ifade etmek isterim. Faz III çalışmaları kısıtlı olsa da şu anda milyonlarca kişinin bunlarla aşılandığını ve kullanımlarında bizi kuşkuya düşürecek herhangi bir sorun olmadığını belirtmek isterim. Sinovac aşısı eski ve bilinen bir teknik ile üretiliyor. Her daim yaptırdığımız tetanoz, kuduz, hepatit veya önceki grip aşılarının çoğu bu teknikle üretilmiş. Yani bilinen ve uzun yıllardır kullanılan aşılar. O nedenle başlangıçta ben ve benim gibi düşünen bazı bilimciler bu aşıya yan etkiler bakımından biraz daha güvenle baktık. Biontech aşısı ise yeni bir teknoloji. Ancak şu anda oldukça fazla sayıda kişide kullanıldı ve bir sorun oluşturmadı. Yani ona da şu anda başlangıca göre çok daha güvenle bakabiliyorum. Sinovac’ın koruyuculuğu Biontech’e göre daha düşük. Biontech ilk dozu ile daha güçlü bir koruma sağlıyor. Sinovac’ın ikinci dozunu yaptırmadan iyi bir koruma elde edemiyorsunuz. İkinci dozdan yaklaşık iki hafta sonra etkili bir koruma başlıyor. Şu anda Biontech aşısına ulaşanların hiç düşünmeden yaptırmasını öneririm. Bu teknik belki de geleceğin aşı tekniği olacak. Eski aşıları terk edip bu tarz aşıları kullanacağız.

    CUMHURİYET DÖNEMİNDE HIFSISIHHA’YI KURDUK

    AŞI ÜRETTİK 

    Salgını bitirmek istiyorsak toplumun en az %70’ini etkili bir aşı ile buluşturmamız lazım. Aşı ne kadar çok insana ulaşırsa salgın o kadar hızlı ve etkili bir şekilde kontrol altına alınır ve zaman içinde yok olur.” diyorsunuz. Şu anda Ülkemizin gidişatı nasıl buluyorsunuz, en iyi ihtimal ile ne zaman “yeni normal” hayatımıza geçebileceğiz?

    Avrupa ve ABD’de aşı çalışmaları daha organize ancak oralarda aşı karşıtları da oldukça etkili. Bu bana normal geliyor, çünkü aşı karşıtlığının kökü dışarıda. Çiçek aşısı geliştirildiği dönemlerde Paris İlahiyat Fakültesinin yanı sıra Fransa ve İngiltere kiliseleri aşıya karşı çıkmış dinen uygun olmadığı konusunda fetvalar vermişlerdi. Bizde böyle bir şey yok. Yakın tarihimizde Osmanlı aşı yasası çıkarmış, aşı üretimi için laboratuvar kurmuş, Fransa’da Pastör’ün yanında çalışan uzmanları laboratuvarlara transfer etmiş bir İmparatorluktu. Cumhuriyet döneminde Hıfsısıhha’yı kurduk. Birçok aşıyı ürettik ve aşılamalar ile birçok hastalığın önünü aldık, kökünü kuruttuk. Bizde yurt dışındaki kadar sert bir aşı karşıtlığı görülmese de bu hareketlerden etkilenen bazıları bizde de böyle bir moda başlattı. Maalesef bunların içinde bazı akademisyenler ve doktorlar da var. Bunlar halkın kafasını karıştırıyor. Biz de aydınlatmaya çalışıyoruz. Aşılama istenen seviyeye gelmezse salgın bitmez. Belki o zaman devletin özendirici tedbirler alması veya mecburiyet getirmesi gerekebilir. Bunu zamanla göreceğiz. Şu andaki öngörü böyle devam ederse gelişmiş ve programı iyi uygulayan Avrupa ve Kuzey Amerika bu yılın sonlarına doğru rahatlayacak. Biz biraz yavaş ilerliyoruz. Bu tempo ile gidersek bizde salgının hafiflemesi 2022’nin ortalarına kadar uzanabilir. Tabii ki aşıya ulaşamayan ve yeterince aşı yapamayan daha geri kalmış coğrafyalarda salgının zaman zaman hafifleyip zaman zaman alevlenerek 2024’e kadar devam edebileceği öngörülüyor. Aşılama ne kadar başarılı olursa o kadar çabuk normale döneceğiz.

    VİTAMİNLER GEREKSİZ YERE ALINIRSA

    SORUN YAŞANIR

    Dünyada halen ciddi olarak niteleyebileceğimiz 200’den fazla aşı çalışması olduğunu, bunların yaklaşık 10 kadarı ruhsat öncesi son değerlendirme aşaması olan Faz III’e kadar geldiğini, ifade etmiştiniz bir söyleşinizde. Ülkemizde aşı çalışmalarının durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? 

    Bu süreçte ülkemizde de bildiğim kadarı ile çeşitli üniversite ve enstitülerde 10’dan fazla aşı çalışması yürütüldü. Virüsün genomunu bildikten ve izole ettikten sonra bunun üzerinde aşı çalışmaları yürütmek çok zor değil. Ülkemizin alt yapısı ve geçmişi de bunu yapabilecek birikime sahip. Nitekim, üç aşı önemli aşama kaydederek klinik denemelere kadar ulaştı. Sağlık Bakanlığının bildirdiğine göre bunlardan biri de faz III aşamasında. Tabii ki aşıyı geliştirmenin yanı sıra bunu nüfusa yetecek şekilde büyük miktarlarda üretmek de çok önemli. Türkiye’deki Faz III sonuçlarını ancak bu yılın sonuna doğru görebiliriz. Sonuçlar olumlu olursa ve pandemide hala aşı temini gerekiyorsa o zaman yerli aşı da devreye girebilir.

    HİÇBİR VİTAMİN, MİNERAL VEYA GIDA TAKVİYESİ

    SİZİ COVİD-19’DAN KORUMAZ

    Bu süreçte Korona olmamamız için ve bağışıklık sistemimizi sağlam tutmamız için bir takım takviyeler ve vitamin önerileri veriliyor, özellikle de D Vitamini kullanımı. Bu husustaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

    Öncelikle şunun altını çizerek belirtmeliyim ki hiçbir vitamin mineral takviyesi veya gıda takviyesi sizi Covid-19’dan korumaz ve hastalandığınızda sizi tedavi etmez. C vitamini stresli çalışma ortamında, yoğun çalışma temposu içinde ve kış koşullarında dayanıklılığınızı artırır. Bunun için standart dozlarda günde 1 kez almanız yeterli. Eğer sizde vitamin C eksikliği varsa hekiminiz ya da eczacınız daha farklı ve yüksek dozda bir kullanım tarifi yapabilir. Vitamin D eksikliği sadece Covit-19’da değil başka hastalıklarda da eksikliği durumunda hastalığı daha uzun süreli yaşamanıza ve daha ağır geçirmenize katkı sağlayan faktörlerden biri olabilir. Ülkemizde D vitamini eksikliği yaygın görülüyor ve bu basit bir kan analizi ile ölçülebiliyor. Kan analizi ile D vitamini düzeyine baktırmak önemli. Eğer kan düzeyiniz normal sınırlar içinde ise takviye alarak bunu daha da artırmaya gerek yok. Ancak düşük ise mutlaka tamamlamak gerekir. Burada da alınacak doz ve kullanım süresi hekimin önerisi çerçevesinde düzenlenmelidir. D vitamini yağda çözünen bir vitamindir, gereksiz yere yüksek dozlarda alınması ciddi yan etkiler oluşturabilir. Hatta zehirlenmeye bile neden olabilir. Sadece C ve D vitamini değil, çinko ve magnezyum başta olmak üzere mineraller ve B vitamini gibi daha zararsız görülen vitaminler de gereksiz yere yüksek dozlarda alınırsa bunlarla ilişkili de sorunlar yaşanacaktır. Folik asit ve B12 gibi önemli B vitaminlerinin de kan analizi ile tespiti mümkündür. Keza çinko ve başka mineraller de tayin edilebiliyor. Tavsiyem eksiklik olup olmadığına bakılarak kullanılmaları. 

    Teşekkür ediyorum bizleri aydınlattığınız ve sayfamı onurlandırdığınız için…

    Ben teşekkür ederim. Sağlıklı günler dilerim… 

    Yorumun benim için değerli

    Please enter your comment!
    Please enter your name here