Tümü

    BELİRSİZLİĞİN KABULÜ ÖNEMLİ

    PANDEMİ YAŞAMDAKİ BÜTÜN SABİTLİKLERİ, DEĞERLERİ SARSTI VE DEĞİŞTİRİYOR

    ODTÜ Psikoloji Bölümü mezuniyetinin ardından Ankara Üniversitesinde akademik kariyerine devam eden Prof. Dr. Müge Artar, Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Psikolojisi Anabilim Dalında mesleğini sürdürüyor.

    Müge Artar’ı kardeşi Jade Yeşim Günver’in instagramda canlı yayınlar yaptığı Kahve Bahane Sohbetlerinde tanıdım. “Çocukların, ergenlerin ruhsal ve sosyal gelişimi, düşünme becerileri, çocukların oyun hakkı, ergenlerin gelecek beklentileri, müze eğitimi” bilişsel psikoloji alanında yaptığı akademik çalışmalardan birkaçı.

    Pandemi döneminde her birimiz rutin yaşam döngümüzden bir anda savrulduk. O döngüye tekrar geri dönmek istiyoruz, ancak bu mümkün değil şu anda. Bu dönem sonunda en çok psikolog ve psikiyatristlere ihtiyaç duyulacağa benziyor. Ruhsal ve bedensel sağlığımızı nasıl koruyabileceğimizi, hiç olmadığımız kadar içimize döndüğümüz bu süreçten sağlıklı çıkabilmemiz için neler yapabileceğiz Müge’ye sormak istedim.

    Hoşgeldin Sevgili Müge, akademik olarak seni az çok tanıyoruz. Kadın olarak, eş, anne ve kardeş olarak Müge nasıl biridir?

    Merhaba Fatma, ne güzel bir giriş ne zor bir soru!!! İnsanın kendisini anlatması hele de mesleki kısmı çıkartarak tanımlaması ne zordur. Belki Yeşim, Gökhan ve Alican ve Atacan farklı düşünürler ama gene de ben beni bildiğim gibi anlatayım. Müge net olmayı seven ama bir o kadar da çevresine bakışı esnek biridir. Bana yaşam ne verdiyse hem değiştirmeye çabalayıp, hem de sorun olmadan bazılarını kabul edip yaşadım hep. Sabırlı, yardımsever ve ilkeli biriyim.  Sorun sayılabilecek kadar çok hareketli ve işkolik sayılırım ama her zaman ailemi öncelerim. Planlı yaşarım ama plansız eğlenirim. İşte her insan kadar karmaşık biriyim.

    GENÇLERE SÖZ HAKKI VERİRSEK GELECEĞE UMUTLA BAKABİLİRİZ

    Psikoloji eğitimi almak sizin seçiminiz miydi, yoksa Türkiye’de bir çoğumuzun başına geldiği gibi, sınav sonucu rastgele seçilen bir meslek miydi? Gençlerle çok vakit geçiren bir akademisyen olarak geleceğe umutla bakabilmemiz için sebepler verebilir misiniz bize?

    Evet, kesinlikle benim seçimim hatta hayalimdi, bir miktar annemin farklı yönlendirmeleri oldu ama ben direndim hatta kandırdım, sanırım onu da ikna ettim. Tabii ki önceleri klinik psikoloji hayalim vardı (her psikoloji öğrencisi gibi) ama mezuniyetimle birlikte çalıştığım “Susam Sokağı” programı ve oradaki akademik danışmanlarım benim gelişim ve eğitim psikolojisine yönelmeme neden oldu. Ben en fazla ergen gruplarla çalışmalar yaptım hala da ergen gruplara büyük bir hayranlık duyarım. Gençlere geleceği planlama yetkisi ve söz hakkı verirsek geleceğe umutla bakmamak için elimizde bir neden olamaz. Onlar o kadar ileri görüşlü ve kapsayıcı bir bakış açısı taşıyorlar ki onlardan beklediğimizden ve öngördüğümüzden çok daha fazla sorumlu ve katılımcı bireyler olabilme yetkinlikleri var. Tek yapmamız gereken önlerinde engel oluşturmamak.

    YARATICI DÜŞÜNEN İNSANI TAKDİR ETMİYORUZ

    Nasıl daha iyi öğrenilir? Nasıl daha iyi hatırlanır? Sorularının cevaplarını araştırdığınız insan düşünceleri hakkında çalışmalarınız olduğunu biliyoruz. Toplumumuzda insan aklına ve zihnine verilen önemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Ah ah, ne zor buna bir cevap vermek, saatlerce bu konuyu konuşabilirim. Akıl, zihin, zeka v.b. bu kavramlara verdiğimiz önem aslında sözcük dağarcığımızda bu kavramlarla ilgili kaç söz barındırdığımızla doğru orantılı olarak tanımlanabilir. Ben bizim insanımızın genel olarak “zeki” insan sevdiğini ama zeki derken bizim kastettiğimizin birçok kültürden farklı olarak “yaratıcı düşünen” kişi olmadığını gözlemledim çalıştığım yıllar boyunca. Bizlerin zeki olarak tanımladığı kişi daha çok bilişsel kısa yolları (heuristic) kullanan hızlı düşünen biraz insan kandırabilen sosyal becerileri yüksek ama aslında yaratmayan elindekini faklı kullanabilen insan olduğunu düşünüyorum. Birçok deyiş ve atasözünde yer aldığı gibi biz yaratıcı düşünen insanı fazlaca takdir etmiyoruz. “Çoğunluğa uyum ve farklı olmamak” yükselen değer gibi olunca sistem pek de yaratıcı düşünmeyi destekler ortaya çıkmamakta.

    Kısaca aslında birçok faklı kaynaktan aynı bilgiyi faklı yollarla alarak onu yaparak yaşayarak yani yaşama aktararak deneyimleyerek ve tartışıp sorgulayarak öğreniyoruz. Fakat bizler bunun yerine ezbere ve dikte ettiğimiz bilginin öğrenilmesini bekliyoruz ki bu neredeyse imkansız.

    DEĞİŞİMİ KABUL EDEN BU SÜREÇTEN DAHA AZ ZARARLA ÇIKACAK

    Pandemi döneminde psikolojik sorunların, kaygı, stres, depresyon ve aile içi şiddetin arttığına ilişkin bilimsel bir veri var mı? Kimler bu dönemden en az yara ile çıkacak, bizler neler yapmalıyız ruh ve beden sağlığımızı korumak adına?

    Pandemi çok beklenmedik ve sarsıcı bir deneyim yaşattı hepimize bütün dünyaya, dünya sağlık örgütü ve birçok psikoloji kuruluşu farklı çalışmalar yaptı. Türkiye’de de birçok çalışma yapıldı halen de devam ediyor. Evet birçok sorunun arttığı rapor ediliyor. Beklenen de bu yaşamın rutini bozulduğu zaman düzenin koruyucu etkisi ortadan kalkar ve bizler bocalarız hele de bu belirsiz bir süre ile tanımlanırsa işte günümüz sorunları ortaya çıkar. Belirsizliğin kabulü çok önemli bir kavram, çünkü pandemi yaşamdaki bütün sabitlikleri ve değerleri sarstı ve değiştiriyor. Bizler eğer sürekli olarak ne zaman eskisi gibi olacağız ne zaman düzelecek diye bakmaya devam edersek bir buçuk yıldır içinde yaşadığımız durumun bozuk olduğu gerçeğini düşünür dururuz. Bunun yerine geleni olduğu gibi Kabul edip bu durum içinde kendimize yeni düzenler ve rutinler yaratmalı yeni değer sistemleri tasarlamalıyız.

    Kısaca değişimi Kabul eden kendine yeni anlamlar ve değer sistemleri yaratan bu olumsuz koşullar içinde bile yeni yaşam ve rutinler oluşturabilenler bu sistemden daha az zararla çıkacaktır.

    Hiç zarar görmeden diyemem çünkü bu gerçek bir tehdit ve yaşamı tehdit eden her olay sarsıcı etki bırakır.

     SEVGİ GÖSTERME BİÇİMLERİMİZ FARKLILAŞTI  

    Bir yıldır hayatımıza giren kavramlar, hijyen, maske ve sosyal mesafe oldu malumunuz. Fiziksel mesafe değil de özellikle sosyal mesafe tanımının kullanılmasının bir amacı var mıydı sizce? Bu dönemde sosyalleşme ihtiyacınızı nasıl karşılıyorsunuz?

    Tabi ki hele de bizim gibi sosyal alan ihtiyacını neredeyse tümüyle karşılayabilen bir kültürel alt yapıda. Fiziksel mesafe bir noktada aşılabilir görünüyor her ne kadar onda da zorlansak da! Ama sosyal mesafe sevdiklerini sevdiğini dokunmadan hatta görmeden aktarabilme… işte bu bizim kültürel yapımıza hiç uyumlu değildi. Bu nedenle zorlandık hala da zorlanıyoruz. Kültürel alt yapısı uyumlu ülkeler hızla uyumlandılar, bizse zorluk çekiyoruz. Tanımadığı biriyle arasına mesafe koyabilen bir çocuk bile sevdiği öğretmenine sarılmak istedi. Zamanla sosyal ortam tanımımız da sevgi gösterme biçimlerimiz de farklılaştı değiştik değişiyoruz. Ben teknolojik değişimleri Kabul eden ve uyumlu biriyim sanırım Yeşimin ailemize kazandırdığı en büyük katkı bu uzakta olduğu için uzun yıllardır ailenin yaşlıları dahil hepimiz sosyal çevrimiçi ortamları kullanır ve oralardan konuşuruz. Bunu yine Yeşimin sayesinde düzenli hale getirdik aile üyelerimiz küçüklü büyüklü hepimiz pandeminin başından beri her gün kısacık da olsa birbirimizi görüyor ve sohbet ediyoruz. Tüm çevrimiçi haberleşme ve görüntülü konuşma ortamlarını çok aktif kullanıyorum. 

    Kahve Bahane Sohbetlerinin birinde sosyal mesafenin, sosyal izolasyon ile karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekip, hani insanlar bazen “kapımı kimse çalmasa da bir kaç gün kafa dinlesem” der bu kendi isteğiyle yaptığı sosyal izolasyondur diyorsunuz. Sosyal mesafe zorunlu, tercih etmediğimiz ve bizi yalnızlığa, bunalıma sokan bir şey mi, ne yapacağız peki bu ruh halinden çıkabilmek için? 

    Evet tabii ki asla bir tercih değil tercih olduğunda yani kendimizi bir süre ya da uzun süre izole ettiğimizde bu istekli bir yokluk hali oluyor. Pandemi koşulları kendimizi koruma amaçlı yapılan bu mesafe uygulaması dayatılan bir durum ve ister istemez direnç geliştiriyoruz ama zorunlu bu, bu nedenle bakış açımızı değiştirip birinin dayattığı bir olgu olmaktan çıkartıp kendimizin istediği sağlığımızı korumak için yapmak istediğimiz biçime dönüştürmek bizim elimizde.

     SOHBETTE HAYAT VAR; YEŞİM VE MÜGE

    Kahve Bahane Sohbetleri sizin için ne anlam ifade ediyor? Yeşim ile abla kardeş ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? 

    Yeşim bir sosyal medya uzmanı ve tabii ki yaşamı boyunca bir haberci spikeri, görüntü, rahat konuşma onun doğalında var. Ben ise derste seminerde eğitimde rahat olmakla birlikte fotoğraf bile çektirmeyi sevmeyen kişi. Çok direndim önceleri ama sonra o kadar soru soran fikir isteyen oldu ki Yeşim’in değişiyle bu benim toplumsal sorumluluğumdu. Ve evet çok sevdim tabii konuştuğum beni rahatlatan ablam olduğu için belki de. O sıcacık doğal beni rahatlatan hali işimi kolaylaştırdı diyebilirim. Aslında en çok sevdiğim konuları anlatabilmek ve birkaç kişi de olsa işlerine yarayabilmek mutlu etti beni. Tavsiyelerinizi tutuyorum, şunu şöyle yaptım çok işime yaradı diye yazanlar oldu hatta danışmaya yönlendirdiklerim. Biz bizi izleyenlerle interaktif bir sohbet yürütüyoruz ve bu bizi bir aile gibi yapıyor. 

    Yeşim ile aramızda iki yaş var. Sanırım üniversite yıllarımdan beri benim daha durgun ve onun da neşeli hareketli mizacı ile biz yer değiştirdik sayılır. Ben abla o kardeş gibi algılandık hep bu hoşuma bile gitti diyebilirim ama işin özü yakın yaş olması ve birbirimizi çok iyi tanımamız bizi çok iyi dost yaptı.

    HİSSETTİKLERİMİZ HAKKINDA YAZMAK BİZİ RAHATLATIR 

    Türk halkı duygularını göstermeyi pek sevmez, utanır, fazla gülmez, öyle her yerde ağlanmaz. Üstünü kapadığımız, bastırdığımız duygular bedensel bir rahatsızlıkla ortaya çıkıyor çoğu zaman. Duygularımızla yüzleşmek için neler yapmalıyız?

    Bu duygu gösterimi işi bir ilginçtir bizde, üzüntüyü göstermek sevinci saklamak daha çok beğenilir ve desteklenir. Ama acımızı paylaşmak yerine unutmak unutturmak en çok kullanılan baş etme yöntemi olarak ortaya çıkmakta. Biz duyguları ifade etmek ve paylaşmak konusunda çok yol almak zorunda olan bir kültürel yapıyız.

    Ben duyguları anlatmaktan çok yazmanın önerilmesi gerektiğini düşünüyorum hissettiklerimiz hakkında yazmak bizi rahatlattığı kadar yazdığımızı okumak da bizi duygularımızla karşı karşıya bırakacaktır. Bu yüzleşme zor olduğu kadar gerçekçi bir karşılaşmaya da neden olacaktır. 

    Bana vakit ayırdığınız ve bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum Mügeciğim.

    Yorumun benim için değerli

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.