İlham Veren Bir Anne-Kız: Yonca ve Destina Tokbaş

Bugün sayfamın konuğu bir anne-kız: Yonca ve Destina Tokbaş.

Yonca, 2005 yılında Hürriyet Gazetesi’ndeki köşe yazılarıyla “Dört Yapraklı Yonca” olarak girdi hayatıma.

Yonca Tokbaş; “Karışık Kuruşuk Şeyler” ve “Koşmak ve Kendini Bulma Sanatı, Koş Yonca Koş” kitaplarının yazarı, TEDx konuşmacısı, aktivist ve profesyonel koç, ultra maraton koşucusu, zeytinyağı üreticisi, permakültür tasarımcısı ve eğitmeni. Ayrıca “Arı Sevgisi” eğitimi ve girişimleriyle sürdürülebilirlik ve farkındalık alanında çalışmalar yürütüyor.

Destina Tokbaş ise Columbia College Chicago mezunu profesyonel bir dansçı.

Yonca ve Destina, Nisan ayında “Anne-Kız Unplugged” isimli bir podcast serisine başladı. Çok samimi ve açık yüreklilikle yaptıkları sohbetlerden, kendi payıma düşenleri heybeme koyup bakış açımı geliştiriyorum. Dubai-Türkiye arasında yaşayan bu anne- kızın samimi, neşeli ve filtresiz sohbetleri bana çok iyi geldi.

ANNE-KIZ UNPLUGGED

Birlikte podcast yapmaya nasıl karar verdiniz? “Anne-Kız Unplugged” ismi kimin fikriydi? 

Bir kere bu sorularla bize gelmen, bizi çok mutlu etti. Merak edilmek, neyi neden yaptığımızın sorulması, müthiş bir duygu. Bunun için çok teşekkürler.

Aslında çok uzun zamandır, Destina ile baş başa ne konuşsak, bu konuya dair keşke başka genç kız ve annelere, kadınlara, insanlara da ulaşabilsek, deyip duruyorduk. Fikri ilk ortaya atan Destina’ydı. Podcast yapmalıyız deyip duruyordu. Sonra 2023’te bir anda, kalkıp bir bölüm kaydediverdik. “Kilo ve Dış Görünüş Sorunu” başlığı altında, anne-kız içimizdeki fırtınaları konuştuk. Bizi çok etkileyen, baş etmekte güçlük çektiğimiz bu konuyu kalpten açıverdik. O bir tanecik podcastimiz inanılmaz çok dinlendi. Sürekli mesaj atan, konuştuklarımız üzerine, keşke devam etseniz, şu konuları da konuşsanız diyenler oldu. Ama işte, Destina’nın Chicago’da eğitimi üzerine Los Angeles’ta işe başlaması vs. derken, geldik 2026 yılına.

Bu arada aklımıza gelen konuları da listeliyorduk, bir gün gelir de devam edebilirsek, mutlaka bu konuları konuşalım diye. İnsanlardan gelen talepleri de not aldık. Şubat sonu başlayan Amerika-İran sorunları Dubai’de bizi de çok etkiledi. O sıkışıklık içinde, ne yapabiliriz diye düşünürken, ajansım Mone Events§Sortie Media’ya gidip “Başlıyor muyuz?” dememizle, onların bize stüdyoyu hazırlamaları arasında sanırım 24 saat var. Tepemizde missiller uçup havada patlatılırken, çalan alarmlar arasında çalışkan 2 arı olarak, 3 hafta stüdyoya girip çekimleri yaptık. Üstelik her bölümü hem Türkçe hem İngilizce iki ayrı yayın olarak iki farklı dilde çektik. Ulaşabildiğimiz herkese ulaşmayı istiyoruz.

İLETİŞİM HERŞEYİN BAŞI

“Hata Yapma Hakkı”, “Parayı Seviyorum”, “Sosyal Medya Baskısı” vb. podcast bölümlerinizden bazıları. Bu sohbetlerde paylaştığınız hikâyelerde ve yaşanmışlıklarda herkesin hayatına dokunan bir yan var. Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? 

Fatmacığım, aslında bu kadar kısa sürede bu kadar anlamlı geri dönüş beklemiyorduk. Biz bu konularda ne kadar sıkılıyorsak, o kadar dertlenen, o kadar sıkışan ne çok insan varmış. “Hata Yapma Hakkı” bölümüne gelen yorumlar, mesajlar bizi çok etkiledi. Çocuğunun o minnacık yaşında yapabildiklerini kutlamak yerine o çok şeker hataları büyüten anneler, babalar çok dokunaklı iç döküşler ve itiraflar yazmışlar. İzleyen gençlerden, sürekli hatalarını yüzüne çarpan arkadaşına, ailesine yolladığını söyleyenler oldu. Para konusunda ise, tahmin ettiğimiz gibi konunun dişilere özel bir sıkıntı olması hem canımızı sıktı hem de bu konuda planladığımız finans özel serisi üzerine hayli yeni fikir kattı. “Sosyal Medya Baskısı” ortak bir yaramız.  Bizi en çok etkileyen ise, bizim nasıl birbirimizle bu kadar rahat konuşabildiğimizin sorgulanması. Her bölüme en çok gelen yorum, “ben annemle hayatta böyle açık konuşamam” veya “ben çocuğumla böyle bir ilişki nasıl kuracağım?”…

İletişim her şeyin başı.

Arda ve Aslan Cem’den de bir baba-oğul podcast’i gelir mi acaba? Ne dersiniz?

Yok, sanmıyoruz… Aslan Cem podcastimizi çok beğendi. Hatta bana, “Anne çok özendim, ben de seninle konuşacağım,” dedi. Fakat gel yapalım dediğimde, anne-kız bizi dinlemeyi içinde olmaktan daha çok sevdiğini söyledi. Arda ise şimdilik fan olarak kalmayı tercih ediyor.

İNSANIN KENDİSİYLE AÇIK, NET VE DÜRÜST KONUŞABİLMESİ ÇOK ÖNEMLİ

Sizi izlerken hissettiğim aranızdaki uyum ve sevgi bağı bana iyi geliyor. Her zaman iyi anlaşan bir anne-kız mıydınız? Birbirinizi eleştirdiğiniz konuları merak ediyorum. Bahsetmek ister misiniz?

Biz anlaşamadığımız, uyuşmadığımız konularda da iletişimdeyiz. Zaten çıkış noktamız da buydu. İletişimimiz bu kadar açıkken, bunun ilham olmasını istedik. Hiç konuşamayan iki kişinin de bari, konuşabilen birilerini dinleyerek yol arkadaşlığı hissetmesini önemsediğimiz için başladık. Kimse yoksa bile kendisiyle açık, net ve dürüst konuşabilmesi insanın çok önemli…

Birbirimizi eleştirdiğimiz konuları, hatalarımızı da çok açık konuşuyoruz bölümlerde. Hata Yapma Hakkı’nda benim o hatalara odaklı anneliğimin eleştirilmesi önemliydi. Ben kendimi eleştirdim, Destina da beni eleştirdi. Beden Algısı konusunda, Destina çok açık ve net, benim davranış ve tutumlarımı eleştiriyor ve ne kadar kırılıp yıprandığını nefis dile getiriyor. Bunları o sırada hem duymak hem de özür dileme, gönül alma şansı elde etmek, müthiş yapıcı.

CESARET;  YAPMAMAK, DENEMEMEK VE VAZGEÇMEK DE OLABİLİR

Yoncacığım, bir söyleşinizde, “Anneler kızlarına miras olarak neler aktarıyor?” sorusunu kendinize sorduğunuzu söylüyorsunuz. Sizin kızınıza aktardığınız en önemli miras nedir?

Cesaret demek isterim. Özgür, bağımsız, kendine yeten ve sorumluluklu bir birey olmak derim. Cesaret derken, sakın sadece bir şey yapmak denemek sanmayalım. Cesaret; yapmamak, denememek ve vazgeçmek de olabilir. Bir de kadın kadının yurdudur diyerek, bir kadın olarak keşke biri bana anlatsaydı dediğim sağlık konuları, örneğin menopoz, sınırlar, her konuda verici olmayabilmek… gibi şeyler. Yani yaram neyse, onları gelişmiş modelini uygulamasına alan açan bir miras.

Sizlerden “aile” kavramını üç kelime ile tanımlamanızı istesem, hangi kelimeleri kullanırsınız?

Yonca: Sınırlar, Güven, Dayanışma.

Destina: Kökler, Dürüstlük, Güven.

YÖNÜMÜZÜ BULMAK İÇİN DAHA HIZLI KOŞMAYA DEĞİL,

DURUP KENDİMİZİ GERÇEKTEN DUYMAYA İHTİYACIMIZ VAR

Hayatta çaresiz kaldığınız ya da rotanızdan çıktığınızı hissettiğiniz durumlarda, sizi tekrar o rotaya döndüren yolu bulmak için hangi yöntemleri uyguluyorsunuz?

Yonca: Benim için kendimle biraz yalnız kalmak, yazmak. Toprakla, doğayla ilgilenmek. İlgili konunun uzmanı arkadaş grubuma imdat demek.

Destina: Sanırım ilk yaptığım şey kendime alan açmak oluyor. Ben duygularını bastırarak değil, yaşayarak ilerleyebilen biriyim. O yüzden rotamı kaybettiğimi hissettiğimde kendimle baş başa kalmaya ihtiyaç duyuyorum. Sessizlik, yalnızlık ve özgürce hissedebilmek benim için iyileşmenin ilk adımı.

Bazen ağlamak en büyük arınma oluyor. Duygularımı sonuna kadar yaşamama izin verdiğimde, içimdeki gürültü yavaş yavaş yerini netliğe bırakıyor. Sonra bedenime dönüyorum. Dans etmek, müzik açıp sadece hissettiğim gibi hareket etmek bana kendimi yeniden hatırlatıyor. Hareket etmek benim için sadece fiziksel bir şey değil; duygularımı ifade etmenin ve onları dönüştürmenin en doğal yollarından biri. Aynı şekilde, bana iyi geldiğini bildiğim şarkıları dinlemek de zihnimi sakinleştiriyor ve iç sesime yeniden ulaşmama yardımcı oluyor. Doğaya çıkmak ya da sadece temiz hava almak da bana yeniden merkezimi hatırlatıyor.

Ve tabii ki annem… Ne zaman kendimi kaybolmuş ya da kendi düşüncelerimin içinde sıkışmış hissetsem, ilk aradığım kişi odur. Bana sadece akıl verdiği için değil; bana kim olduğumu hatırlattığı için. Bazen insan kendi fırtınasının içinde kendini göremiyor. Annem ise bana, benim o an göremediğim yanlarımı sakinlikle gösterebiliyor ve bu bana yeniden kendime güvenmeyi hatırlatıyor.

Yani sonunda, kendime alan tanıdığım, duygularımdan kaçmadığım, bedenimi hareket ettirdiğim, müziğe sığındığım ve sevdiklerimin desteğini kabul ettiğim zaman yolumu yeniden buluyorum. Çünkü bazen yönümüzü bulmak için daha hızlı koşmaya değil, biraz durup kendimizi gerçekten duymaya ihtiyacımız var.

DANS BENİM HAYATLA KURDUĞUM EN DÜRÜST İLİŞKİ

Destina, dansçı olmaya ilk ne zaman karar verdiniz? Dans hayatınıza neler kattı? 

Keşke “işte o an karar verdim” diyebileceğim tek bir an olsaydı ama dürüst olmak gerekirse öyle olmadı. Dans benim için sanki sonradan bulduğum bir şey değil, hep benimle doğmuş bir parçam gibiydi. Kendimi bildim bileli hareket etmeyi, müzik duyduğum anda dans etmeyi, bir şeyler üretmeyi ve etrafımdaki herkese küçük gösteriler yapmayı çok seviyordum. Sanırım bir noktadan sonra ailem benden biraz sıkılmış bile olabilir.

Michael Jackson ise ilk büyük ilham kaynağımdı ve hâlâ öyle. Onun müziğiyle büyüdüm. Müziği sadece dinlemiyor, hissediyordum. Dans etmeye başlamadan önce bile bedenim müziğe kendiliğinden cevap veriyordu.

Ama net hatırladığım bir dönüm noktası var. Dokuz yaşındaydım. O zamana kadar farklı sporlarla ilgileniyor, enstrüman çalıyordum. Sonra bir gün kendi kendime, “Hayır, ben hayatım boyunca bunu yapmak istiyorum,” dedim. O günden sonra bütün odağımı dansa verdim ve o karar bir daha hiç değişmedi.

Dansın bana kattıklarını ise tek bir başlık altında toplamak çok zor. Evet, disiplini, çalışkanlığı ve istikrarı öğretti. Çok küçük yaşta bedenimin sınırlarını, gücünü ve kırılganlığını tanımayı öğrendim. Ama aynı zamanda bana bedenimi sadece performans gösteren bir araç olarak değil, bana sürekli bir şey anlatmaya çalışan bir pusula olarak görmeyi öğretti. Zamanla şunu fark ettim; bedenim çoğu zaman zihnimden önce gerçeği biliyor. Yorulduğunu, korktuğunu, heyecanlandığını ya da hazır olduğunu önce o söylüyor. Dans bana onu dinlemeyi öğretti.

14 yaşında yetişkin profesyonellerle aynı odalarda çalışmaya başladım. Bu da bana çok erken yaşta sorumluluk almayı, farklı insanlarla iletişim kurmayı, saygıyı, profesyonelliği ve bulunduğum ortamı okumayı öğretti. Sadece koreografi öğrenmedim; insan okumayı, enerjiyi hissetmeyi ve bazen sözcüklerden önce beden dilini anlamayı öğrendim.

Belki de dansın bana kattığı en değerli şey, kendimle kurduğum ilişki oldu. Çünkü dans sadece hareket etmek değil; insanın egosuyla, korkularıyla, kırılganlığıyla, özgüveniyle ve kimliğiyle sürekli karşılaşması demek. Aynı zamanda bana hiçbir şeyin gerçekten mükemmel olmadığını, ama her şeyin daha derin, daha dürüst ve daha anlamlı olabileceğini öğretti.

Bugün geriye dönüp baktığımda dans benim mesleğimden çok daha fazlası. Dünyayı anlama biçimim, kendimi ifade etme dilim ve hayatla kurduğum en dürüst ilişki diyebilirim.

HATA YAPMAK İNSANA ÖĞRENME ŞANSI VERİR

TEDx’de “Kır kabuğunu Çık” ve “Düştüğüme Sevindim”, Turkish Win’de “Sevmek en büyük aktivistlik” konuşmalarınızın ortak mesajı nedir? Sizi dinleyenlerde nasıl bir farkındalık yaratmayı hedeflediniz?

Önüne sürekli engellerden, olmazlardan, yapamazsınlarla gelenler bir yana, kendi yolunu seçmek bir yana. Hata yapmak insana öğrenme şansı verir. Sevdiğin konu için elinden geleni yapmak, ziyansız, yormayan, şiddetsiz bir dünyayı kurtarma şansı.

DÜNYA REKORU KIRAN BOYUTTA BİR ARI OTELİ

“Arı ve Zeytin denince akla gelmekten onur duyuyorum,” diyorsunuz. Geçen hafta da Adana’da Dünyanın En Büyük Arı Oteli’nin açılışındaydınız. Arı Otel’i nedir? Bize bundan bahsedebilir misiniz?

Arı Oteli aslında yalnız yaşamayı seven özgür ve asi bireysel arıların kendilerine konaklamak, nesillerini sürdürmek devam ettirmek için konakladıkları alanlar. Bazı arı türleri koloni halinde yaşamıyor. Tek başına hayata katkı sağlıyor.

Kimi yaprak kemirici mesela. Her birinin doğada bambaşka görevleri var. Ağaç kovukları, kamış içleri… türlü çeşit delik, boşluk onlar için bir barınma, beslenme ve yumurta bırakma alanı. Adana’da Anavarza Bal’ın Dünya Rekoru kıran boyutta bir Arı Oteli düşünüp açması müthiş bir girişim. Dünya’da arı meselesinin önemini bilen her bahçede mini arı evleri, arı otelleri var. Doğaya, hayata, besin zincirine verilebilecek en basit, en anlamlı katkı.

Anne-kız birlikte yapmaktan en çok keyif aldığınız aktivite hangisi? 

Arabayla seyahaaaat ve sohbet. Sohbet sohbet.

Bu samimi ve içten söyleşi için size çok teşekkür ediyorum.

Esas en çok biz! Sorular bizi duygulandırdı… Hem de çok duygulandırdı. Kendimize, birbirimize bir kere de bu sorular aracılığı ile baktık. Sabrın, anlayışın için çok teşekkür ederiz…

Hem de çok!

Yonca ve Destina

Anne-Kız Unplugged

Fatma-Yonca, 2014/İstanbul

“İmza:Ben” Kitabı Lansmanı

Yorumun benim için değerli

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz