Seda Nal Consulting & Training‘in kurucusu olan Seda Nal ile sürdürülebilir şehirlerden sürdürülebilir hareket deneyimine uzanan yolculuğunu konuştuk. Onun cesareti, azmi ve çalışkanlığına hayran kaldım. Son derece enerjik ve fit görünmesinin sırlarını anlattı.
Başarılı bir eğitim hayatı sonrası on sekiz yıl süren kurumsal iş hayatı deneyimi… Düzenli gelir, rutin çalışma temposu ve alışkanlıklardan vazgeçmenin kolay olmadığını bilen biri olarak sormak istiyorum; sizi bambaşka bir alana yönlendiren güç neydi?
Aslında benim için bu ani alınmış bir karar değildi; yıllara yayılan bir dönüşümün doğal sonucuydu. ODTÜ’de Şehir ve Bölge Planlama eğitimi aldım, ardından yüksek lisansımı tamamladım ve yaklaşık on sekiz yıl boyunca kamu sektöründe çalıştım. Kurumsal hayat bana disiplini, stratejik düşünmeyi, planlamayı ve büyük resmi görebilmeyi öğretti. Bu deneyimin bugün yaptığım işe hâlâ çok büyük katkısı olduğuna inanıyorum.
Ancak yıllar içinde şunu fark ettim: En iyi planlanmış şehirlerde bile insanlar iyi değilse, mutlu değilse, sağlıklı değilse o şehir de gerçek anlamda sürdürülebilir olamıyor. Biz şehirleri konuşuyoruz ama o şehirleri yaşayan insanı çoğu zaman ihmal ediyoruz.
Spor ise hayatımın her döneminde vardı. Koşu, CrossFit, fitness, pilates, tenis, yüzme, binicilik, vb. Hareket benim için hiçbir zaman sadece fiziksel bir aktivite olmadı; stresle baş etme yöntemim, zihnimi dengeleme alanım ve kendimle yeniden bağlantı kurduğum yer oldu. Zamanla bunun sadece bana değil, başkalarının hayatına da dokunabileceğini gördüm.
Bu nedenle İstanbul Üniversitesi Egzersiz ve Spor Bilimleri eğitimimi tamamladım, pilates ve wellness alanında uzmanlaştım. Artık hedefim sadece egzersiz yaptırmak değil; insanların bedenleriyle yeniden bağ kurmalarına, daha güçlü, daha enerjik ve daha sürdürülebilir bir yaşam inşa etmelerine rehberlik etmek.
Evet, güvenli bir kariyeri bırakmak kolay değildi. Ama bazen hayat, sizi konfor alanınızda değil; potansiyelinizi gerçekleştireceğiniz yerde bekliyor. Ben de korkularıma rağmen o çağrıyı takip etmeyi seçtim. Bugün geriye dönüp baktığımda, verdiğim en doğru kararlardan birinin bu olduğuna inanıyorum.
HAREKET BENİM YAŞAM BİÇİMİM OLDU
Nasıl bir aileye doğdu Seda? Spor küçük yaşlardan itibaren hayatınızda mıydı?
Trabzonlu annem Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği, Çanakkaleli babam ise Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği mezunu. Ankara’da yolları kesişmiş ve ömür boyu üretmeyi, çalışmayı ve ülkesine hizmet etmeyi ilke edinmiş iki insanın çocuğu olarak büyüdüm. Her ikisi de uzun yıllar kamu görevinde çalıştı. Annem evimizin görünmeyen kahramanı; disiplinli, düzenli ve fedakâr yapısıyla ailemizi ayakta tutan kişiydi. Babam ise bir bürokrat olarak dürüstlüğü, sorumluluk bilinci ve çalışkanlığıyla bana her zaman örnek oldu.
Bugün sahip olduğum disiplinin, azmin ve üretme isteğinin temelinde büyük ölçüde ailemden aldığım bu yaşam kültürü var. Çocuklar aslında doğdukları günden itibaren değil, anne karnından itibaren hayatı hissetmeye ve öğrenmeye başlıyor. Ben de insanın bilinçaltının, değerlerinin ve hayata bakışının çok erken dönemlerde şekillenmeye başladığına inanıyorum. Sevgiyle, emekle ve sorumluluk duygusuyla büyütülmenin karakterimizi sessizce inşa ettiğini düşünüyorum.
Spor ise çocukluk yıllarımdan itibaren hayatımın doğal bir parçasıydı. Kendimi hiçbir zaman yalnızca tek bir branşın içine hapsetmedim. Ailem bu konuda da bana hep destekti. Koşu, yüzme, tenis, binicilik, CrossFit ve pilates… Hareket benim için her zaman bir yaşam biçimi oldu. Bugün de aynı bakış açısıyla egzersizi yalnızca fiziksel bir aktivite olarak değil; karakteri güçlendiren, zihni besleyen ve yaşam kalitesini artıran en önemli alışkanlıklardan biri olarak görüyorum.
GERÇEK YARIŞ İNSANIN KENDİSİYLE
Şimdiye kadar deneyimlediğiniz spor dallarından en çok hangisi içinizdeki Seda’ya dokundu ve kendinizi bulmanızı sağladı?
Aslında bu soruya tek bir branşın adını vererek cevaplamak benim için zor. Çünkü her spor bana farklı bir şey öğretti. Ancak kendimi en çok koşu ve atletik performansın içinde bulduğumu söyleyebilirim. Koşu bana sabrı, disiplini ve zihinsel dayanıklılığı öğretti. CrossFit ise sınırlarımı zorlamayı, güçlü olmayı ve konfor alanımın dışına çıkmayı…
Son dönemde ise bu iki tutkumu bir araya getiren HYROX beni çok heyecanlandırıyor. Dünyada hızla yükselen bu yeni yarış formatı; koşu, kuvvet, dayanıklılık ve fonksiyonel performansı aynı potada buluşturuyor. En sevdiğim tarafı ise yalnızca başkalarıyla değil, kendi dünkü hâlinizle yarışıyor olmanız. Bir önceki performansınızı geliştirmek, biraz daha güçlü, biraz daha hızlı ve biraz daha dayanıklı olmak… İşte gerçek gelişim benim için tam da bu.
Ben sporu hiçbir zaman yalnızca estetik görünmek için yapmadım. Hareket etmek; kendimi keşfetmenin, karakterimi geliştirmenin ve zihinsel olarak güçlenmenin bir yolu oldu. Her antrenman bana şunu hatırlatıyor: Bedenimiz sandığımızdan çok daha fazlasını yapabilecek kapasiteye sahip. Çoğu zaman bizi durduran kaslarımız değil, zihnimizde oluşturduğumuz sınırlar oluyor.
Belki de bu yüzden bugün öğrencilerime de sadece egzersiz yaptırmıyorum. Onların kendi potansiyellerini keşfetmelerine, bedenlerine güven duymalarına ve “Ben yapabilirim.” duygusunu yeniden kazanmalarına rehberlik etmeye çalışıyorum. Çünkü gerçek yarışın madalyalarla değil, insanın kendisiyle olduğuna inanıyorum.
HAREKET İYİLEŞTİRİR
Pek sık duymadığımız kavram kullanıyorsunuz; “Sürdürülebilir İnsan.” Hareketin dönüştürücü gücü mü insanları sürdürülebilir yapıyor?
“Sürdürülebilir insan” kavramı benim tüm çalışmalarımın temelini oluşturuyor. Çünkü ben sürdürülebilirliği yalnızca çevreyi korumak ya da şehirleri planlamak olarak görmüyorum. Bana göre sürdürülebilirlik, önce insanın kendisinde başlıyor.
Hayatımızda bir şeylerin değişmesini istiyorsak, önce yaptığımız seçimleri değiştirmemiz gerekiyor. Albert Einstein’a atfedilen çok sevdiğim bir söz vardır: “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir.” Konfor alanımızdan hiç çıkmadan, aynı alışkanlıkları sürdürerek dönüşüm bekleyemeyiz. Değişim; bilinçli seçimlerle ve küçük ama sürdürülebilir adımlarla başlar.
Benim en çok kullandığım mottolardan biri de “Hareket iyileştirir.” Çünkü hareket ettiğimizde yalnızca kaslarımız çalışmaz; enerjimiz değişir, zihnimiz berraklaşır, stres hormonlarımız azalır ve hayata karşı daha canlı hissederiz. Hareketsizlik ise zamanla hem bedeni hem de zihni yavaşlatır.
Ancak wellness, sadece egzersiz yapmak değildir. Ben bir wellness eğitmeni olarak insanı bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyorum. Güçlü bir beden kadar dingin bir zihin, dengeli bir sinir sistemi ve beslenmiş bir ruh da önemlidir. Bazen bir pilates dersi, bazen doğada yapılan bir yürüyüş, bazen meditasyon, nefes çalışmaları, kaliteli bir uyku, sağlıklı beslenme, bir kitap okumak ya da ruhumuza iyi gelen bir müziği dinlemek… Bunların hepsi wellbeing’in parçalarıdır.
İşte benim “sürdürülebilir insan” tanımım tam da burada başlıyor. Kendine iyi bakmayı bir dönemsel motivasyon değil, yaşam biçimi hâline getiren; bedenini, zihnini ve ruhunu birlikte besleyen insan… Çünkü sağlıklı şehirleri de, güçlü aileleri de, başarılı kurumları da ancak böyle insanlar inşa edebilir. Bu yüzden yıllardır söylediğim bir cümle var:
“Sürdürülebilir şehirler, dayanıklı organizasyonlar ve sağlıklı topluluklar; ancak sürdürülebilir insanlarla mümkündür.”
ÖMÜR BOYU İÇİNDE YAŞAYACAĞIMIZ TEK YER BEDENİMİZ
Cep telefonlarının, fast food gıdaların esiri olan, hareketsiz günümüz insanını harekete geçirecek motivasyon nedir?
Bence insanların önce bakış açısını değiştirmesi gerekiyor. Çoğu kişi sağlığını, ancak onu kaybettiğinde önemsemeye başlıyor. Oysa hayatta yapabileceğimiz en değerli yatırım; evimize, arabamıza ya da kariyerimize değil, kendi bedenimize ve sağlığımıza yaptığımız yatırımdır. Çünkü bu hayatta ömür boyu içinde yaşayacağımız tek yer bedenimizdir.
Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun ekran maruziyeti artık sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu. Bugün diyabetten kalp-damar hastalıklarına, kas-iskelet sistemi problemlerinden depresyona kadar pek çok kronik rahatsızlığın temelinde yaşam tarzı alışkanlıkları yer alıyor. Bunun bedelini yalnızca bireyler değil; sağlık sistemleri, kurumlar ve toplum da ödüyor.
Bu nedenle ben egzersizi estetik kaygılarla değil, bir yaşam yatırımı olarak görüyorum. Hareket etmek; daha güçlü kaslara sahip olmak kadar, daha kaliteli yaş almak, bağımsız kalabilmek, üretkenliğimizi koruyabilmek ve yaşam kalitemizi artırabilmek için de gerekli.
Benim en büyük motivasyon kaynağım da tam olarak bu: İnsanlara şunu hatırlatmak… Siz iyi olursanız aileniz daha iyi olur. Aileler iyi olursa toplum güçlenir. Sağlıklı bireyler, sağlıklı toplumların temelidir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: Bugün bedenime ayıracağım bir saat mi daha değerli, yoksa yıllar sonra sağlık sorunlarıyla geçirmek zorunda kalacağım günler mi? Ben cevabın hep ilk seçenek olduğuna inanıyorum. Çünkü hareket etmek, gelecekteki yaşam kalitemize yaptığımız en değerli yatırımdır.
Wellness girişimcisi, pilates ve fonksiyonel antrenman eğitmeni olmak için nasıl bir eğitim aldınız?
Aslında eğitim yolculuğum farklı disiplinlerin birbirini beslediği bir süreç oldu. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama alanında tamamladım. Yıllarca şehirleri, yaşam alanlarını ve insan odaklı planlamayı çalıştım. Daha sonra hareket bilimine olan ilgimi akademik olarak da derinleştirmek amacıyla İstanbul Üniversitesi Egzersiz ve Spor Bilimleri bölümünü tamamladım.
Bugün Gençlik ve Spor Bakanlığı Herkes İçin Spor Federasyonu 2. Kademe Wellness Eğitmeni ve Türkiye Cimnastik Federasyonu 2. Kademe Pilates Eğitmeni olarak çalışıyorum.
Bununla birlikte öğrenmenin hiçbir zaman bitmediğine inanıyorum. Atletik performans, fonksiyonel antrenman, bireysel antrenörlük, düzeltici egzersiz, mat ve reformer pilates, mobilite, stretching ve farklı hareket disiplinleri üzerine Avrupa Birliği ve uluslararası geçerliliğe sahip çok sayıda eğitim ve sertifika programını tamamladım.
Ancak benim için iyi bir eğitmen olmanın yolu sadece sertifikalardan geçmiyor. Ulusal ve uluslararası koşu organizasyonlarına aktif olarak katılıyor, CrossFit, pilates ve farklı performans sporlarını bizzat deneyimliyorum. Öğrencilerime sadece teorik bilgi aktarmıyor; kendi deneyimlediğim, test ettiğim ve sonuçlarını gördüğüm bir sistemi sunuyorum.
Mesleğimde en çok inandığım şey ise şu: Eğitimin bir sonu yok. Bilim sürekli gelişiyor, insan bedeni hakkında her gün yeni bilgiler öğreniyoruz. Bu nedenle hâlâ düzenli olarak eğitimlere katılıyor, araştırıyor ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü bir eğitmenin en önemli sorumluluğu, önce kendisinin öğrenmeye devam etmesidir.
DEĞİŞİM SADECE KASLARDA GERÇEKLEŞMEZ
Koşmanın sadece bedensel değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir süreç olduğunu söylüyorsunuz. Öğrencilerinizde sizinle çalışmaları öncesi ve sonrası nasıl bir değişim, dönüşüm gözlemlediniz?
Ben hiçbir zaman sadece egzersiz yaptıran bir eğitmen olmak istemedim. Bir kişi benimle çalışmaya başladığında, hedefim yalnızca kaslarını güçlendirmesi ya da kilo vermesi değil; zihinsel olarak da güçlenmesi, stresini yönetebilmesi ve kendini daha iyi hissetmesi. Derslerimden insanlar sadece fiziksel olarak yorulmuş değil, ruhen de hafiflemiş olarak ayrılmalı.
Koşu bunun en güzel örneklerinden biri. Koşarken sadece bacaklarınız değil, zihniniz de çalışır. Nefesinizi dinlersiniz, düşünceleriniz sadeleşir, kendi içinize dönersiniz. Bu yüzden ben koşuyu aynı zamanda bir meditasyon biçimi olarak görüyorum. Düzenli hareket; mutluluk hormonlarının salgılanmasını destekler, stres seviyesini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini artırır.
Öğrencilerimde en sık gözlemlediğim değişim ise duruşlarında başlıyor. Önce beden duruşları değişiyor; ardından hayata duruşları… İlk derse omuzları düşük, kendine güveni az gelen birçok kişinin birkaç hafta sonra daha dik yürüdüğünü, daha enerjik konuştuğunu ve “Ben bunu yapabiliyorum.” demeye başladığını görmek benim için en büyük mutluluk.
Ben öğrencilerime her zaman şunu söylerim: Eğer birlikte oluşturduğumuz programa sadık kalır, egzersizi, beslenmeyi ve yaşam alışkanlıklarını bir bütün olarak uygularsanız, sekiz ders gibi kısa bir sürede bile gözle görülür değişimler başlar. Elbette bu bir mucize değil; bedenin doğru uyarana verdiği doğal yanıttır.
Çünkü değişim sadece kaslarda gerçekleşmez. İnsan kendine emek verdikçe özgüveni artar, enerjisi yükselir ve yaşamla kurduğu ilişki de dönüşmeye başlar. Benim için gerçek başarı da tam olarak budur: Bir insanın stüdyodan sadece daha güçlü bir bedenle değil, daha güçlü bir zihin ve daha yüksek bir yaşam enerjisiyle ayrılması.
PİLATES; EN DEĞERLİ YATIRIM ARAÇLARINDAN BİRİ
Neden pilates yapmalıyım? Sorusuna nasıl cevap verirsiniz?
Çünkü pilates, sadece bir egzersiz yöntemi değil; bedeninizi hayat boyu taşıyacak güçlü bir temel oluşturur.
Günümüzde birçok insan saatlerini masa başında, bilgisayar veya telefon karşısında geçiriyor. Bunun sonucu olarak duruş bozuklukları, bel ve boyun ağrıları, hareket kısıtlılıkları ve kas dengesizlikleri giderek artıyor. Pilates ise tam da bu noktada devreye giriyor.
Pilatesin temelinde derin kas aktivasyonu vardır. Özellikle omurgayı destekleyen karın, sırt ve pelvik taban kaslarını güçlendirerek vücudu içeriden dışarıya doğru sağlamlaştırır. Bu sayede daha uzun ve sağlıklı bir omurgaya, daha dengeli bir duruşa ve daha verimli hareket eden bir bedene sahip oluruz.
Ancak pilates sadece kasları güçlendirmez; nefes, denge, koordinasyon, esneklik ve beden farkındalığını da geliştirir. İnsan kendi bedenini tanımaya başladığında günlük yaşamda nasıl oturduğunu, yürüdüğünü, eğildiğini ve hatta nefes aldığını bile daha bilinçli hâle gelir.
Ben pilatesi estetik kaygılarla yapılan bir egzersiz olarak görmüyorum. Benim için pilates; yaşam kalitesini artıran, sakatlık riskini azaltan, ağrısız hareket etmeyi destekleyen ve yaş aldıkça bağımsız kalabilmemizi sağlayan en değerli yatırım araçlarından biridir.
Çünkü güçlü görünen bir beden her zaman sağlıklı olmayabilir. Benim hedefim ise sadece güçlü değil; dengeli, fonksiyonel ve sürdürülebilir bir beden inşa etmek. Pilates de bunun en etkili yollarından biridir.
KALICI DEĞİŞİM SÜRDÜRÜLEBİLİR ALIŞKANLIKLARLA MÜMKÜN
Wellness: “İnsanın bedenini, zihnini, enerjisini ve yaşam alışkanlıklarını birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım,” olduğunu ifade ediyorsunuz. Tasarladığınız Wellbeing Programları’nın kapsamında neler var?
Ben wellbeing’i, insanın potansiyeline ulaşmasını destekleyen bütüncül bir yaşam sistemi olarak görüyorum. Çünkü insan sadece kaslardan ya da sadece zihinden ibaret değil. Bedenimiz, zihnimiz, duygularımız, enerjimiz ve günlük alışkanlıklarımız birbirini sürekli etkiliyor. Bunlardan biri dengesini kaybettiğinde diğerleri de bundan etkileniyor.
Bu nedenle hazırladığım Wellbeing Programları sadece egzersiz odaklı değil. Programın temelinde kişiye özel fonksiyonel egzersizler, pilates, mobilite ve kuvvet çalışmaları yer alıyor. Bunun yanında nefes farkındalığı, meditasyon, stres yönetimi, kaliteli uyku, sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve günlük hareket miktarını artırmaya yönelik yaşam tarzı düzenlemeleri de programın önemli bir parçasını oluşturuyor.
Ayrıca Access Consciousness Bars uygulayıcısı olarak, zihinsel yükleri ve stresin oluşturduğu blokajları azaltmaya yönelik enerji çalışmaları da yapıyorum. Çünkü bazen değişimin önündeki en büyük engel fiziksel değil, zihinsel oluyor.
Benim amacım insanlara birkaç haftalık motivasyon sağlamak değil; ömür boyu sürdürebilecekleri alışkanlıklar kazandırmak. Diyet listeleri ya da kısa süreli spor programları yerine, kişinin yaşamına doğal olarak entegre edebileceği bir sistem kurmaya çalışıyorum.
Çünkü gerçek wellbeing; sadece fit görünmek değil, sabah enerjik uyanmak, gün içinde üretken olmak, stresle daha sağlıklı baş edebilmek, ağrısız hareket edebilmek ve yaşamın her alanında daha yüksek bir yaşam kalitesi hissedebilmektir. İşte ben öğrencilerime tam olarak bunu kazandırmayı hedefliyorum. Çünkü inanıyorum ki kalıcı değişim, kısa süreli motivasyonla değil; sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkündür.
“Hayatın tümü bana kolaylık, neşe ve ihtişamla gelir!” bu mantra hayatımıza bereketi, coşkuyu ve akışı çekmenin en güçlü yolu olarak tanımlanıyor; eğitmeni olduğunuz Access Consciousess sisteminde. Nasıl oluyor da bu cümleleri tekrar etmek insanların hayatını kökten değiştirebiliyor?
Öncelikle şunu söylemek isterim; tek başına bir cümleyi tekrar etmek, sihirli bir değnek etkisi yaratmaz. Asıl dönüşüm, o cümlenin sizde oluşturduğu farkındalıkla başlar.
Gün içinde zihnimiz farkında olmadan binlerce düşünce üretiyor. Bunların önemli bir kısmı da kaygı, korku, yetersizlik ve olumsuz senaryolardan oluşuyor. Sürekli “Yapamam.”, “Yetişemem.”, “Başaramam.” gibi düşüncelerle yaşadığımızda hem kararlarımız hem de davranışlarımız bu bakış açısından etkileniyor.
Access Consciousness yaklaşımında kullanılan sorular, mantralar ve araçlar; kişiyi bu otomatik düşünce kalıplarını fark etmeye davet ediyor. “Hayatın tümü bana kolaylık, neşe ve ihtişamla gelir.” cümlesini ben, hayata daha açık, daha esnek ve daha alıcı bir zihinle yaklaşmayı hatırlatan bir davet olarak görüyorum.
Elbette bunun yanında harekete geçmek de gerekiyor. Ben her zaman şuna inanıyorum: Düşüncelerimiz yönümüzü belirler, seçimlerimiz ise hayatımızı şekillendirir. Eğer bakış açımızı değiştirir ama hiçbir adım atmazsak sonuç değişmez. Ancak düşünce, niyet ve eylem bir araya geldiğinde gerçek dönüşüm başlar.
Benim wellness yaklaşımım da tam olarak bunu destekliyor. Sağlıklı bir beden, dingin bir zihin ve bilinçli seçimler birbirini besleyen bir bütündür. İnsan kendine iyi davranmaya başladığında, daha fazla olasılığı görmeye ve hayatın sunduğu fırsatları fark etmeye başlıyor. Benim için bu cümlenin gerçek gücü de tam burada yatıyor.

KENDİ IŞIĞINI YAKABİLEN BAŞKALARININ YOLUNU DA AYDINLATABİLİR
“Sürdürülebilir şehirler, dayanıklı organizasyonlar ve sağlıklı topluluklar; ancak sürdürülebilir insanlar ile mümkündür.” Yaklaşımınız umut veriyor. İnsanların daha güçlü, daha enerjik, daha dayanıklı ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine katkı sağlamanın yaşam biçiminiz olduğunu görüyorum. Peki sizi en çok motive eden ve hayat enerjinizi artıran şey veya kişi kimdir?
Aslında bu sorunun cevabı çok net: Kendim.
Bunu bencillik anlamında söylemiyorum. Tam tersine, insanın önce kendi iç motivasyonunu bulması gerektiğine inanıyorum. Eğer mutluluğunuzu, enerjinizi ya da motivasyonunuzu başka insanlara, koşullara veya dış etkenlere bağlarsanız, onların değişmesiyle siz de savrulursunuz.
Ben her sabah, dünden daha iyi bir versiyonum olmak için uyanıyorum. En büyük yarışım hiçbir zaman başkalarıyla olmadı; hep kendimle oldu. Daha çok öğrenmek, daha çok üretmek, daha fazla insana dokunabilmek ve potansiyelimi gerçekleştirebilmek beni motive ediyor.
Elbette öğrencilerimin dönüşümüne tanıklık etmek de bana büyük bir güç veriyor. Bir kişinin yıllardır çektiği ağrılarının azalması, kendine güvenini yeniden kazanması ya da “İyi ki başlamışım.” demesi, yaptığım işin ne kadar değerli olduğunu bana her gün yeniden hatırlatıyor.
Hayatta beni ayakta tutan en önemli şey ise merak duygum. Hâlâ eğitimlere katılıyor, araştırıyor, yeni spor disiplinlerini deneyimliyor ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü gelişimin bir sonu olduğuna inanmıyorum.
Sanırım yaşam felsefemi tek cümleyle özetlemem gerekirse şöyle derim:
İnsan önce kendine iyi bakmalı. Çünkü kendi ışığını yakabilen insanlar, başkalarının yolunu da aydınlatabilir.
Çok teşekkür ediyorum bu güzel söyleşi için.
