Karina Yayınevi’nden 2026 Mart ayında çıkan “Meme Kanseri Günlüğü: Küllerimden Işığa” kitabının yazarı Pelin Uzunoğlu, kendini; “Hemşire ve hasta değil, hayatta kalanım,” diye tanımlıyor. Kanserle mücadele edenler, hasta yakınları ve henüz bu hastalıkla hiç karşılaşmamış olanlar, Pelin’in hikayesini okuduklarında benim yaşadığım gibi önemli bir farkındalık yaşayacaklar. Bazen, sadece karşındakine moral vermek amacıyla, hiç düşünmeden söylediğimiz tek bir cümlenin bile kanserle mücadele eden biri için ne kadar incitici olduğunu Pelin’in satırlarında gördüm. Onun kitabı, bir kadının yeniden doğuş hikâyesi. Kitabın kapağında yazdığı gibi; “Çünkü bazen Allah yakar; yok etmek için değil, içindeki ışığı gör diye.”
YENİDEN DOĞACAĞIM YOLCULUK O GÜN BAŞLADI
İlk kanser teşhisini aldığınız 2024’e kadar özel ve iş hayatınız nasıldı? Her şey yolunda mıydı yaşamınızda?
2024’e kadar ben de herkes gibi hayalleri olan, geleceğe dair planlar kuran, mesleğini çok seven bir hemşireydim. İnsanların yaralarına dokunuyor, onların acısını dindirmeye çalışıyordum. Ama hiç aklıma gelmezdi ki bir gün o hastane koridorlarında bu kez hasta olarak ben yürüyeceğim…
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaydı. Hayatın bana hazırladığı bu büyük sınavdan habersizdim. İnsan, kötü şeylerin hep başkalarının başına geleceğini düşünüyor. Ben de öyle sanıyordum.
Ta ki bir gün aynaya baktığımda mememdeki o küçücük değişikliği fark edene kadar. O gün aslında sadece kanser teşhisi almadım. Eski Pelin’i de o odada bıraktım.
Hayatım ikiye ayrıldı…
Kanserden önce…
Ve kanserden sonra…
O güne kadar zamanı hiç düşünmeden yaşamışım. Ertelemişim, “Nasıl olsa yarın var.” demişim. Ama kanser bana yarının garanti olmadığını öğretti.
Bugün geriye baktığımda iyi ki diyorum… Çünkü o gün yıkıldığımı sandım ama aslında yeniden doğacağım yolculuk o gün başlamış.
EN GÜVENDİĞİM İNSANI KAYBETTİM

Kanser teşhisi almanızla eşinizin sizi terk etmiş olması çok çarpıcı. Sizinki aşk evliliği değil miydi? Bu noktaya nasıl gelindi?
Evet…
Biz de severek evlendik. Hiç kimse evlenirken bir gün hastalandığında yalnız kalacağını düşünmez. Ben de düşünmedim. Hayatın bana kanseri getireceğini bilmiyordum, ama daha da ağır olanın, o süreçte en güvendiğim insanı kaybetmek olacağını hiç tahmin etmemiştim. Kanser sadece bedenimi sınamadı; ilişkilerimi de sınadı. İnsan hastalandığında en çok sevdiği insanların yanında olmasını bekliyor. Çünkü o dönem sadece ilaçlara değil, sevgiye, şefkate ve güvene de ihtiyaç duyuyorsunuz. Ama bazen hayat, hiç beklemediğiniz insanlar giderken hiç tanımadığınız insanların elinizi tuttuğunu gösteriyor.
Yaşadıklarım elbette beni çok incitti. O günlerde “Neden?” diye çok sordum. “Kansere mi üzüleyim, yalnız kalmama mı?” dediğim geceler oldu. Ama bugün kimseye kırgın değilim. Çünkü zaman bana şunu öğretti; bazı insanlar hayatınıza kalmak için değil, size bir şey öğretmek için geliyor. Belki o gün çok canım yandı. Ama bugün dönüp baktığımda iyi ki diyorum. Çünkü ben sadece bir evliliği kaybetmedim; kendimi yeniden buldum.
O yalnız kaldığımı sandığım günlerde aslında ne kadar güçlü olduğumu öğrendim. Bugün ayaktaysam, bunun sebebi beni hiç düşmemiş olmam değil; her düştüğümde yeniden kalkmayı öğrenmiş olmam. Ben artık yaşadıklarıma “Keşke olmasaydı.” diye bakmıyorum. Çünkü o acılar beni bugün binlerce kadının elinden tutan Pelin yaptı. Belki bazı insanlar hayatımdan çıktı. Ama onların boşluğunu, duasını aldığım binlerce güzel insan doldurdu. Ve bugün biliyorum ki, insan bazen en büyük kaybının, aslında en büyük dönüşümü olduğunu yıllar sonra anlayabiliyor.
YAŞADIĞIM HİÇBİR ACI BOŞA DEĞİLMİŞ
Annenizin, “Bu acıya dayanıyorsan Allah seni büyük bir şeye hazırlıyor.” sözü çok etkileyici. Sizce Yaradan sizi neye hazırladı?
İlk duyduğumda bu sözü anlamamıştım. Çünkü insan acının içindeyken nedenini sorguluyor. “Neden ben?” “Ben ne yaptım?” “Bu kadar ağır bir yük neden bana verildi?” diye düşünüyor. Ama zaman geçtikçe annemin ne demek istediğini anlamaya başladım. Bugün bana yüzlerce kadın yazıyor. “Pelin, sayende doktora gittim.” “Senin videonu izledim ve mememdeki kitleyi önemsedim.” “Gece ağlarken seni izledim, yeniden umut buldum.” İşte o zaman anladım; belki Allah beni sadece kanseri yenmem için değil, başka kadınlara umut olmam için hazırlamış. Ben bu hastalıktan sadece iyileşerek çıkmadım. Kalbim değişti; hayata bakışım değişti.
İnsanlara dokunmanın ne kadar kıymetli olduğunu öğrendim. Bugün biri bana “İyi ki varsın.” dediğinde içimden hep aynı cümle geçiyor. Demek ki yaşadığım hiçbir acı boşa değilmiş.
KADINLARA GÜÇ VERDİM
1 Temmuz 2024 sabahı Instagram’da “meme kanseri yenileceksin-Pln” hesabını açarak bir çığlık atıyorsunuz ve sesinizi binlerce kadın duyuyor. Bu kadar çok yüreğe dokunacağınızı hayal etmiş miydiniz?
Hayır…
Bırakın binlerce insana ulaşmayı, ben o hesabı açarken sadece kendimi ayakta tutmaya çalışıyordum. 1 Temmuz 2024 benim ilk kemoterapi günümdü. Hayatımın en zor sabahlarından biriydi. Çok korkuyordum. Belki de ilk kez gerçekten ölüm korkusuyla yüzleşiyordum. O hesabı açarken tek düşüncem şuydu: “Belki yazarsam biraz hafiflerim.” İnsan bazen en büyük acısını hiç tanımadığı insanlara anlatabiliyor. Çünkü yargılanmıyorsunuz. Ben de sadece hissettiklerimi yazdım.
Hiç filtrelemeden, hiç güçlü görünmeye çalışmadan. Ağladığım günleri de paylaştım; korktuğum günleri, umut ettiğim günleri de. Sonra bir baktım ki yalnız değilmişim. Ben yazdıkça başka kadınlar bana sarılmaya başladı. Ben güç buldukça onlar güç buldu. Bugün bana; “Sayende muayeneye gittim.” “Videon sayesinde erken teşhis aldım.” “Gece kimseye anlatamadığım korkularımı sende buldum,” diyen insanlar var. İşte o zaman anladım. İnsan bazen kendi yarasını sararken başkalarının da yarasına merhem olabiliyormuş.
Bugün o hesabın sadece bana ait olduğunu düşünmüyorum. Orası artık hepimizin. Aynı acılardan geçen, aynı korkuları yaşayan ama umudunu kaybetmek istemeyen kadınların evi oldu.
SADECE KANSERİ YENMEDİM, KENDİMİ BULDUM
Ameliyat sonrası, kemoterapi, radyoterapi, akıllı ilaç… “Aynaya baktığımda saçı, kirpiği, kaşı olmayan çıplak, gerçek ve güçlü. Sadece ben vardım. Allah’ın bana kendimi görmemi sağladığını düşündüm. Her kayıpta kabuğum soyuldu ve kendimi buldum.” diyorsunuz. Her zaman manevi değerleri güçlü bir Pelin miydiniz? Hastalık sürecinde nasıl bir iç hesaplaşmaya girdiniz?
Ben de herkes gibi zaman zaman sorgulayan, kırılan, isyan eden bir insandım. Elbette inancım vardı ama galiba onu en çok kaybettiğimi sandığım zamanlarda tanıdım. Kanser bana sadece bedenimi değil, ruhumu da aynaya koydu. İlk kemoterapiden sonra saçlarım avuç avuç dökülmeye başladığında çok ağladım. Sonra kaşlarım gitti… Kirpiklerim gitti… Ameliyat izlerime baktım… Aynada alıştığım kadın yoktu. O gün anladım ki insanın en büyük korkusu saçını kaybetmek değilmiş… Kendini kaybetmekmiş. İşte benim en büyük mücadelem de buydu.
“Ben kimim?” “Bu hastalık beni değiştirecek mi?” “Hayata küsecek miyim?” Yoksa bütün bunların içinden daha güçlü mü çıkacağım? Bu soruların cevabını aradım. Ve bir gün aynaya yine baktım. Bu kez eksiklerimi değil, gözlerimin içindeki yaşam isteğini gördüm. İçimden şu cümle geçti: “Allah benden güzelliğimi almıyor. Bana gerçek güzelliğin ne olduğunu gösteriyor.”
O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Daha çok şükretmeye başladım. Daha çok dua etmeye başladım. Daha çok sevmeye başladım. Çünkü hayatın ne kadar ince bir çizgide olduğunu gördüm. Kanser bana, insanın en büyük gücünün bedeni değil, ruhu olduğunu öğretti. Bugün hâlâ aynaya baktığımda ameliyat izlerimi görüyorum. Ama artık o izlere acıyarak bakmıyorum. Onlar bana hayatta kaldığımı değil; hayatı yeniden öğrendiğimi hatırlatıyor.
Belki bu yüzden bugün insanlara hep şunu söylüyorum: “Allah bazen hayatımızdan bazı şeyleri alır. Cezalandırmak için değil… Bizi gerçek kendimizle tanıştırmak için.” Ben o hastalıkta sadece kanseri yenmedim… Kendimi buldum.
BAZEN SESSİZLİK, KURULAN EN GÜZEL CÜMLEDİR
“Kanserle savaşırken kalbime saplanan sözlerle de savaşmak zorunda kaldım.” sözünüz adeta şok etkisi yaratıyor. Bir kanser hastasına asla kurulmaması gereken cümleleri burada derlemek istedim. Kulağımıza küpe olsun!
- Bu kadar şey yaşadın hâlâ gülebiliyorsun, biz olsak intihar ederdik.
- Artık grip gibi oldu, herkes yaşıyor; sen abartıyorsun.
- Seninki erken fark edilmiş, şükret.
- Çok iyi görünüyorsun. Allah’tan çocuğun yok.
- Daha kötüleri de var, şükret.
- Sen güçlü durursun, alışırsın.
- Sen daha gençsin, toparlarsın. Eskisi gibi olmayacaksın.
- Bu kadar dramatik olma. Herkes hastalanıyor.
Bir kanser hastasıyla nasıl konuşulmalı, neler söylenmeli? Yoksa bazen hiçbir şey söylemeden sadece elini tutup yanında olmak mı en doğrusu olan?
Kanser sadece ilaçlarla verilen bir mücadele değil. İnsan bazen hastalıkla değil, insanların sözleriyle daha çok yoruluyor. İyi niyetle söylenmiş olsa bile bazı cümleler insanın içine ok gibi saplanıyor.
“Şükret, daha kötüsü var.” “Çok iyi görünüyorsun.” “Artık grip gibi oldu.” “Gençsin, atlatırsın.” “Takma kafana.” Bu cümleleri söyleyen insanların kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum.
Ama şunu bilmelerini isterim. Kanser hastası zaten her gün kendi içinde yüzlerce savaş veriyor. O yüzden bazen hiçbir şey söylemeyin. Sadece yanına oturun. Elini tutun. “Sana ihtiyacın olduğunda buradayım.” deyin. İnanın bana. Bir hastanın en çok ihtiyacı çözüm değil. Yalnız olmadığını hissetmektir. Çünkü bazen sessizlik, kurulan en güzel cümledir.
SAĞLIK ELİMİZDEKİ EN BÜYÜK MUCİZE
Sağlıklı bir hayat sürmenin büyük bir lütuf olduğunu çoğu zaman unutuyoruz. Bize neler önerirsiniz?
Kanser olmadan önce ben de çoğumuz gibiydim. Koşturuyordum. Yetişmeye çalışıyordum. “Sonra yaparım.” “Haftaya giderim.” “Bir şey olmaz.” diyerek kendimi hep erteliyordum. Meğer en çok ihmal ettiğim kişi kendimmişim. Bugün geriye dönüp baktığımda keşke diyorum. Keşke bedenimin bana verdiği küçük sinyalleri daha çok dinleseydim. Keşke hayatı bu kadar ertelemeseydim. Kanser bana şunu öğretti: Sağlık, nefes almak kadar sıradan sandığımız ama aslında elimizdeki en büyük mucizeymiş. O yüzden herkese tek bir şey söylemek istiyorum.
Lütfen bedeninizi dinleyin. Kontrollerinizi ihmal etmeyin. Özellikle kadınlar. Memenizi tanıyın. Kendinizi tanıyın. Çünkü erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor. Ve sadece bedeninizi değil. Ruhunuzu da ihmal etmeyin. Çok çalışıyoruz. Çok yoruluyoruz. Ama kendimize çok az sarılıyoruz. Sevdiklerinize vakit ayırın. Affedin. Kırgınlık biriktirmeyin. Çünkü insan hastalandığında geriye ne makam kalıyor…Ne para…Ne de başka bir şey… Yanınızda sadece sizi gerçekten seven insanlar kalıyor.
Hayatı ertelemeyin…Çünkü yarının garantisi hiçbirimize verilmedi.
ŞÜKREDECEK ÇOK SEBEBİMİZ VAR
Her kanser savaşçısının kalbine kazınmış kara mühür, “Ya geri dönerse?” korkusu… Bu duygu insana neler yaşatıyor?
Sanırım kanseri yaşamayan birinin anlamakta en çok zorlanacağı duygu bu. Tedavi bitiyor. Saçlarınız çıkıyor. İnsanlar size, “Geçti artık.” diyor. Ama sizin için hiçbir şey tam olarak bitmiyor. Her kontrol öncesi aynı heyecan. Aynı korku… Aynı bekleyiş…
Telefon çaldığında bile insanın kalbi hızlanıyor. En ufak bir ağrı olduğunda aklınıza ilk gelen şey. “Acaba geri mi döndü?” oluyor. Bunu yaşayan herkes bilir. Bazen bedeninizden çok zihniniz yorulur. Ben de bu korkuyu yaşıyorum. Hâlâ yaşıyorum. Çünkü ben de insanım. Ama artık korkuyla yaşamayı değil. Korkuya rağmen yaşamayı öğrendim. Korku kapımı çalabilir. Ama hayatımı yönetmesine izin vermiyorum.
Çünkü eğer her gün “Ya geri dönerse?” diye yaşarsam; Kanser zaten benden bugünümü çalmış olur. Ben artık bugüne odaklanıyorum. Bugün nefes alabiliyorsam… Sevdiklerime sarılabiliyorsam… Güneşi görebiliyorsam… Şükredecek çok sebebim var demektir. Yarın ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Önemli olan bugünü gerçekten yaşayabilmek.
KANSER BİR SON DEĞİL
“Kanseri yendim. Kutlamak için korna çalsın, yazısını arabanıza asıp pembe balonlarla süslemişsiniz. Her kanser hastası ölmez! Biz yaşamak için savaşıyoruz.” diyorsunuz. Tüm hasta ve hasta yakınlarına umut olmaya çalışırken nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
O günü hayatım boyunca unutamam. Arabama pembe balonları bağlarken, “Kanseri Yendim” yazısını asarken gözyaşlarımı tutamamıştım. Çünkü o balonlar sadece benim zaferimi temsil etmiyordu. Kemoterapi odalarında birlikte mücadele ettiğim kadınları. Hayata tutunamayan arkadaşlarımı. Benimle aynı korkuları yaşayan binlerce kadını temsil ediyordu. Ben o gün sadece kendim için kutlama yapmadım. “Hastalık bitince de hayat var.” demek istedim. Çünkü toplumda hâlâ kanser denildiğinde insanların aklına ilk ölüm geliyor.
Oysa ben herkese şunu göstermek istedim: Kanser bir son değil. Zor bir yolculuk ama sonunda yeniden hayat var. Bugün bana gelen mesajları okurken bazen gözyaşlarıma hâkim olamıyorum. “Senin sayende mememdeki değişikliği önemsedim ve erken teşhis aldım.” “Kemoterapiye girmeden önce videolarını izliyorum.” “Senin sayende ilk defa umut ettim.” “Annem tedavi olurken seni birlikte izliyoruz.”
İşte bütün yorgunluğum o mesajlarla geçiyor. Çünkü ben hiçbir zaman sosyal medyada sadece güçlü hâlimi paylaşmadım. Peruğumu çıkardığım günleri de paylaştım. Ağladığım geceleri de. Kontrol korkularımı da. İnsanlar kusursuz birini değil, kendilerinden birini gördüler. Belki de bu yüzden bana güveniyorlar. Eğer bugün bir kadın erken teşhis için doktora gidiyorsa. Bir hasta tedavisini yarıda bırakmıyorsa. Bir hasta yakını sevdiklerine daha anlayışlı yaklaşabiliyorsa. Ben amacıma ulaşmışım demektir.
Ben kendime hiçbir zaman “fenomen” gözüyle bakmadım. Ben sadece yaşadığı acıyı saklamayan, onu umuda dönüştürmeye çalışan bir kadınım. Eğer Allah benim yaşadıklarıma bir anlam yüklediyse, ben de o anlamı son nefesime kadar taşımaya devam edeceğim. Çünkü benim en büyük mutluluğum; bir gün hiç tanımadığım bir kadının bana dönüp “İyi ki vazgeçmemişsin… Çünkü sen vazgeçseydin, ben bugün burada olamayabilirdim.” demesi olur. İşte o zaman, yaşadığım hiçbir acının boşa olmadığını bir kez daha hissediyorum.
HAYAT ERTELEMEYE GELMİYOR
“Hayatta kalmıyorum, hayatta kalmayı öğretiyorum.” diyorsunuz. Kendi hayatınızı daha güzel yaşamak için uyguladığınız, bize de ilham verecek yaşam formülleriniz neler?
Kanser bana hayatın aslında ne kadar kısa ve ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Eskiden hep bir sonraki günü planlardım. Şimdi ise bugünün bana verilmiş bir hediye olduğunu biliyorum. Eskiden küçük şeylere çok üzülürdüm. Şimdi sabah gözlerimi açabilmek bile bana mutluluk veriyor. Çünkü bir gün, o sabaha uyanıp uyanamayacağınızı düşünerek uyuduğunuzda, hayata bakışınız tamamen değişiyor.
Artık kimseyi değiştirmeye çalışmıyorum. Kimseye kendimi anlatmaya çalışmıyorum. Bana iyi gelmeyen hiçbir yerde kalmıyorum. Çünkü öğrendim ki insanın en büyük zenginliği huzuruymuş. Bir de şunu öğrendim; Hayat ertelemeye gelmiyor. Seviyorsanız söyleyin. Özlediyseniz arayın. Sarılabiliyorsanız sarılın. Çünkü yarın için kimsenin elinde bir garanti yok. Kanser bana sadece mücadele etmeyi öğretmedi. Şükretmeyi öğretti…Sabretmeyi öğretti…Affetmeyi öğretti…Ve en önemlisi, kendimi sevmeyi öğretti.
Eskiden aynaya baktığımda kusurlarımı görürdüm. Bugün ise aynaya baktığımda savaşmış bir kadını görüyorum. Yaraları olan ama vazgeçmeyen bir kadını. Ve o kadınla gurur duyuyorum. Bana sık sık, “Bu kadar şeyi nasıl atlattın?” diye soruyorlar. Ben de hep aynı cevabı veriyorum. Çünkü her düştüğümde ayağa kalkmayı seçtim. Hayat beni defalarca sınadı Babamı kanserden kaybettim. Sonra aynı hastalıkla ben tanıştım. Tedavinin en zor günlerinde evliliğim bitti. Anne olabilme ihtimalimi kaybettim. Bunların hiçbiri kolay değildi. Ama bütün bunların bana öğrettiği bir şey var.
İnsan, başına gelenlerle değil, başına gelenlerden sonra nasıl ayağa kalktığıyla tanımlanıyor.
Bugün hâlâ gülümseyebiliyorsam, bu hiç acı çekmediğim anlamına gelmiyor. Acılarımla yaşamayı öğrendiğim anlamına geliyor. Eğer benim hikâyem bir kadının korkusunu biraz olsun azaltıyorsa. Bir hastaya umut oluyorsa. Bir insanın hayata yeniden tutunmasına vesile oluyorsa. İşte o zaman yaşadığım her acı anlam kazanıyor.
Çünkü ben artık sadece hayatta kalan biri değilim. Hayatın, en karanlık gecelerden sonra bile yeniden başlayabileceğinin yaşayan bir kanıtıyım.
Sağlıklı, uzun ve gönlünüzce bir ömür diliyorum. İçinizdeki yaşam sevinci ve o güzel gülümsemeniz hiç silinmesin. Bu samimi, cesur ve pek çok insana umut olacak söyleşi için yürekten teşekkür ediyorum.

