Tümü

    Kerim Güç İle “İyilik Yayın”

    Nefes Yayınevi’nin ve Tuti Kitap’ın Yöneticisi, “Ken’an Rifâî ’nin Dervişlik Anlayışı” ve “Yolda Bir Kuşa Rastladım” kitaplarının yazarı Elektronik Mühendisi Kerim Güç ayrıca tasavvuf araştırmacısı, yazar ve öğretim görevlisi Cemalnur Sargut’un oğlu. Geçen yıl  Ankara Kitap Fuarında tanışma fırsatı bulduğum Kerim Güç ve çok değerli hocam Cemalnur Sargut’un ana oğul yan yana kitaplarını imzalamaları, o güler yüzlü ve mütevazi halleri beni çok etkiledi. Röportaj teklifimi hemen kabul etti kısmet Zoom sohbeti yapmakmış.

    Tasavvuf Araştırmacısı Cemalnur Sargut ve Oğlu Kerim Güç

    Elektronik Mühendisliği eğitiminizden sonra Amerika’ya yüksek lisans eğitimi için gittiğinizi biliyoruz. Küçük yaşlardan beri tasavvufla ilgilenen bir ailede büyüdünüz ve eminim annenizi birçok seveni ile paylaşmak zorunda olduğunuz bir çocukluk yaşamışsınızdır. Amerika’ya gidiş hikâyenizde bu durumun bir payı var mı? 

    Tabi küçük yaşta ona alışmak çok zordu, bu işin içinde olup paylaşmayı öğrendikten sonra doğal bir hal haline geliyor. Annemin çok öğrencisi vardı, lise öğrencileri, daha sonra tasavvuf öğrencileri, şimdi de Üniversitede  öğrencileri çok fazla. Güçlü bir anne modeli olması ve benim de hayatımın direksiyonunu elime almak istemem gitmemde etkili oldu. Alacağım eğitim nedeniyle annem de yurtdışına çıkmamı destekledi.

    EVİMİN ALTINDAKİ HAZİNE

    Yirmi bir yaşında ABD’ye gidip on beş yıl sonra ‘gurbette’ tasavvuf bilincini kazanarak dönmenizi “Hazineyi ne kadar başka yerlerde arasan da, seni aslında hep üzerinde oturduğun köye geri getiriyor” diye açıklıyorsunuz. Nasıl oldu bu farkına varış ve dönüş süreci?

    Tasavvufta Mesnevi’de meşhur bir hikâye vardır. Paulo Coelho Simyacı kitabında kullanmıştır bu hikayeyi. Bir kişi rüyasında gördüğü bir hazineyi aramak için uzak diyarlara Mısır’a gidiyor. Mısır’da kazı yaparken yakalıyorlar hapse atılıyor, rüyasını orada bir gardiyana anlatıyor. O da diyor ki “ben de aynı rüyayı görüyorum, benim gördüğüm rüyada hazine İstanbul’da şu semtte, şu evin altında”. O yer aslında hapisteki kişinin evinin altı. Dönüp kendi evinin altındaki hazineyi buluyor. Ancak o hazineyi bulması için Mısır’a gitmesi, o süreci geçirmesi gerekiyor. Her ne kadar hazine kendi evinin altında olsa da  hazineyi gerçek manada hak edebilmesi için bu süreci geçirmesi gerekiyor. Ben de kendi hayat hikâyemi buna benzetiyorum. 14 yıllık benzer bir hikâyem var. Hazine arayışım hazineden kaçışım var. Ben de bazı sıkıntılar yaşadım ve o sıkıntıların sonucunda gerçek manada hazinenin nerede olduğunu saptayıp 14 yıl sonra geri dönüş yaptım. O nedenle bu ikisi arasında çok analoji kurarım.

    Tasavvuf terbiyesi ve tedrisatının tam içinde bir ailede yetişmeniz ne büyük bir hediye. Ken’an Rifâî , Meşkûre Sargut, Sâmiha Ayverdi ve Cemal Nur Sargut bu çok değerli isimlerin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?

    Tasavvufta belli bir silsile sistemi var, mutasavvıf olabilmek için aslında temel bir şart var. O da rehberliği silsile olarak Hz Muhammed’e dayanan bir gelenekten gelinmiş olması ve o gelenekteki kişilerin de ya soy içerisinden ve daha da önemlisi bulundukları noktaya kalifiye olarak uygun olmaları gerekiyor. Bizde de bu, Ken’an Rifâî Hz. üzerinden işlendi yani anneannem ve annemi mutasavvıf olarak görüyorum.

    Kendilerini gelenekle Hz Muhammed’e kadar bağlayabilecek bir sistem içerisinde eğitim almışlar seyri suluk içerisinde bulunmuşlar. Anneannemin rehberi Ken’an Rifâî Hz. olmuş. Annemin yaşı kendilerine yetişmiyor 1950 yılında vefat ediyor. Anneanem Ken’an Rifâî  Hz.nin birinci ağızdan öğrencisi olmuş. Daha sonra tedrisatını; Ken’an Rifâî’nin icazet verdiği bu sertifikalıdır dediği rehberlik yapabilecektir dediği Samiha Ayverdi ile devam ettirmiş. Anneannem de yine tedrisatını Samiha Ayverdi’nin etekleri altında almış. Akabinde aynı zamanda Neziha Araz karakteri var, anneannemin hayatında çok önemli bir yer tutuyor. Daha sonra da Samiha Ayverdi’nin tarafından anneanneme bu sertifikasyon veriliyor.

    TASAVVUFTA YOL, FEYZ ÜZERİNEDİR 

    Geleneklere bağlı yaşanılan, gerçek manada bir silsile üzerinden bir feyz hareketi sağlanmış oluyor. Genelde yanlış anlaşılan şeylerden bir tanesi tasavvufta yol babadan oğula  ya da kan üzerinden geçmez. Tasavvufta geçiş şekli feyz üzerinedir. Feyz kelimesi de Arapça’da akan bir derenin yatağının taşması demek. Feyz kelimesi tasavvufi karşılığı da müritle mürşit arasında verilmiş olan eğitim. Ama bu eğitim kalp üzerinden, bu eğitimin alındığı organ beyin değil kalp üzerinden. Ancak gerçek manada feyz verilen, bu konuda yolu devam ettirmeye veya irşat etmeye yani mürşitlik etmeye hak kazanabiliyor.

    Mutasavvıflar böyle bir rehberin eşliğinde yollarına devam etmek durumundalar. Annem ve anneannem tasavvuf sistemine uygun olarak yetişmiş insanlar ben de onlardan bire bir ders alma imkânı buldum tabi kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu silsileyi anneannemden sonra annem devam ettiriyor. Ama aynı zamanda Samiha Ayverdi vefatından sonra Meşkure Sargut anneannem ve İlhan Ayverdi, her ikisi de vefat etti.

    YOLDA BİR KUŞA RASTLADIM

     “Yolda Bir Kuşa Rastladım”da Kırlangıç, keklik, ebabil, turna, baykuş, karga gibi toplam 30 kuş Simurg’u oluşturuyor ve anlattıkları hikayeler bize ayna tutuyor. Kırlangıçın hikayesi Mahat Magandhi’nin bir sözü ile başlıyor “zayıflar asla affetmez. Affetmek güçlü olanın özelliğidir” Kuşların her bir hikayesi tasavvufta da çok önem verilen erdemler; iyilik, ahenk, fedakarlık, geçicilik, hizmet, idrak, şefkat, adalet, birlik, samimiyet gibi. Bu 30 hikayeyi 30 farklı meslek gurubundan kişi seslendirdi. Kitabınızdan ve “İyilik Yayın”dan bahsedebilir misiniz? 

    Hikâyeleri çok seviyorum. Çünkü kendim de öğrenirken hikâyeler üzerinden öğrenmeyi tercih ettim. Hz Mevlana’nın bir sistemi. Tasavvuf konusunda bir öğreti vermek istediği zaman genelde hikâyeler üzerinden gitmiş. Bunların içerisinde özellikle Fabl hikâyeleri var hatta kendinden önce yaşamış Ezop gibi önemli fabl yazarlarına atıflar var. Buradan da şunu anlıyoruz ki, çok çok farklı medeniyetler içindeki insanlarda  olması gereken erdemler aslında bir. Çünkü  bütün medeniyetlerin kurucusu olan tek bir Allah, tek bir yaradan var.  Her medeniyet kendi coğrafyasına göre belli hikâyeleri modifiye etmiş. Asıl hikâyelerin vermek istediği genel düşünce hepsinde bir gibi gözüküyor. Buradan yola çıktığımızda ben de Simurg motifi üzerinden hareket etmek istedim.

    Simurg benim hayatımda muhtemelen birçok insanın hayatında da önemli bir rol oynayan kuş. Çok farklı kültürlerle beraber oldum hayatım boyunca yaklaşık 40 ülke gezdim bugüne kadar. Farklılıkların birliği konusunda çok pozitif düşüncelerim var. Yani farklı olan kültürlerin aslında bir arada yaşayabileceği bir sistemin olabileceğini inanıyorum. Bunun da karşılığı mitolojide kadim hikâyelere baktığımızda bu kuşta gözüküyor. Batıda finiks diye geçiyor, doğuda bizde Zümrüdü Anka diye geçer, İran edebiyatında Simurg adı altında geçer. Dolayısıyla bütün medeniyetlerin işaret ettiği bir kuştur. Bu da çok enteresan. Birbirinden farklı zamanlarda olan bu medeniyetlerin Kaf Dağı denilen bir dağın arkasında efsanevi bir kuştan bahsetmeleri aslında bir morfik rezonans. Bütün bilinçlerin bir olduğu, bir bilincin ürünü olduğunu gösteriyor bana.  Yani her insan aslında bilinci ile göremediğimiz soyut bir havuza bilgi atıyor ve o bilgiler diğer insanlara geçiyor.

    İşte bu bilgilerin ürünlerinden bir tanesi bana göre Simurg, dolayısıyla ben Simurgu seçtim. Simurgu şu şekilde ifade edebiliyorum. Saka Kuşu ile mesela Şahin bir arada yaşayamaz biri yırtıcı kuştur diğeri evcildir. Ama Simurg içinde oluyorlar. Birbirlerinden farklı olan normalde bir arada yaşamaları mümkün olmayan  kuşları bir araya getirebilen sembolizma Simurg.

    SİMURG’DA FARKLILIKLARIN BİRLİĞİ VAR

    Dünyada da insanların farklı dinlere, dillere coğrafi özellikleri sahip olmalarına rağmen bir arada yaşayabilmelerini gösteriyor. Çünkü temel olarak bir arketipten geliyorlar nasıl Simurg tüm kuşlar için bir arketip ise, bizde de Adem yani Kamil insan. Hepimiz aslında o arketipten geliyoruz.  Bu da demektir ki, aslında hepimiz aynı kökün parçası olmamız itibariyle de teorik olarak, beraber yaşam haklarına ve düşüncelerine saygı göstermek suretiyle bir araya gelebiliriz.

    Ayrıca bir diğer özellik de, bir araya gelen grupların pozitif değerlerini gurubun içerisinde herhangi bir bireyin kullanabileceği. Dolayısıyla birlik olmanın getirmiş olduğu müthiş bir güç ve sinerji işin içerisine giriyor. Tabi gönül ister ki, bütün bunların gerçek hayatta insanlarda uygulanabilmesi. Önce olayın felsefesini iyice anlamak gerekiyor. Aslında bu kitabı yazmamdaki temel amaç; kadim bir düşünce sistemini bugünkü gençliğe modernize etmek suretiyle tercüme etmek.

    Kitabın temel satışından gelecek geliri, bir Hastanenin Hemşirelik öğrencilerine burs olarak verilecek. Hem kitabın gelirleri oraya gidecek hem de,  yaptığım konuşmaların konferansların gelirleri aktarılacak böylece, daha fazla burs alınmasına sebebiyet verecek. İkinci projemiz ise, her bir hikayeyi 30 kişinin okuması bundan da sesli bir kitap oluşturulması. Bir sesli kitap gurubuyla anlaşılıp satılacak ve bu gelir de Manavgat’taki yangında yanan evlerle ilgili Nef Vakfı ve İhtiyaç Haritası tarafından başlatılan “Bir Destek ve Bir Yuva Projesi”ne destek olarak gidecek. Ayrıca, Mert Fırat ve Erden Timur okuma yapacaklar.

    Sizin de sohbetlerinizde sıklıkla dile getirdiğiniz Martin Heideggar’ın bir sözü ile soruma başlamak istiyorum. “Hayat hikâyedir. Ve bir insanı sevmek, onun hikâyesini sevmektir” diyor. “Yolda Bir Kuşa Rastladım” kitabını eşinize ithaf ediyor, “Hikayesini sevdiğim Kadına; Gamze’ye” diyorsunuz. Çok özel bir soru olmayacaksa, eşiniz Gamze’nin hikâyesinde sevdiğiniz neler vardı sizi hayat arkadaşlığına götüren?

    İkimizin de ikinci evlilikleri daha tecrübeliyiz evlilik konusunda, nispeten bu uyumun yarısı oradan gelmektedir. Yani insan hayatında yapmış olduğu hataları ikinci seferde yapmamaya çalışıyor. Zaten bir insanı gerçek manada insan yapan, hata yapabilme yeteneğinin üzerine hatayı tekrar etmeme yeteneğini eklemiş olması. Yani hatasız kul olması mümkün değil. İnsanın hatalardan ders alınması ve orada almış olduğu tecrübeler üzerinden hayatını okuyabilmesi çok önemli bir şey bence bu bizim için bir artıydı.

    BİR İNSANI SEVMEK ONUN HİKAYESİNİ SEVMEKTİR

    Hikayesini sevmek Tasavvufi açıdan baktığınız zaman çok önemli bir şey. Her insan bir kâinattır sözü var. Şöyle düşünülebilir aslında, biz kendi başımıza bir Alem’iz ve çevremizdeki bütün insanlar aslında bizim yaratmış olduğumuz avatarlar diye düşünülebilir. Yani benim eşim ve benim kendi dünyamda onun için yarattığım bir avatar var. Kendi ferdiyeti var ama, ben Gamze’yi yaratırken kendi dünyamda, kendi okumalarım üzerinden yaratırım. Kendi zanlarımla onları oluştururum kendi Dünyamda.

    Hayal kırıklığına uğradığım kızdığım sıkıntıya düştüğüm ilişkilerde problem yaşadığım zamanlar kendi yaratmış olduğum avatarım. Aslında o insanın ferdiyetiyle uyuşmamasından kaynaklanır. Ama hikâyesini sevdiğiniz insanlar sizin gerçek manada avatarınız değişmese de onun ferdiyetiyle çok uyumlu. Dolayısıyla hayali sükuta hayale uğramıyorsunuz. Öyle insanlar sizin hayatınızda hep pozitif bir durum getiriyor. Her ilişkide olduğu gibi evlilik ilişkisinde en önemli nokta karşılıklı anlayış ve fedakârlık.

    Tasavvufun en önemli noktalarından biri Ahde Vefa diye geçer. Bence tasavvufun bir numaralı kavramlarından biridir. Gelmiş olduğunuz yere saygı, bu da aslında Ahde vefa genelde Allah içindir. Gelmiş olduğunuz o ruhlar âlemine olan saygıdır. Ama aynı saygı da modernleşip insanlar içerisinde beraber yaşadığınız insanlar için de geçerlidir. Kim sizin hayatınızda pozitif bir değişim yapmışsa, hatta kim sizin hayatınıza dokunmuşsa, otomatikman ona bir vefa duygusuyla cevap vermeniz gerekir. Her zaman imkanınız olduğu şekilde ona yardımcı olmanız mutasavvıflar tarafından söylenir. Bizim de temel prensiplerimizden biridir.

    YOKLUK KAPISI

    Anneniz Cemalnur Sargut’ta ve sizde de şahit olduğum tevazu sahibi olma ve mütevazilikle ilgili neler söylemek istersiniz?

    Eyvallah, tasavvufi ekoller var Halvetilik, Mevlevilik, Rufailik gibi. Tarikat yol demek ve o yolun kendine ait bazı prensipleri var. Mevlevilikte o prensip aşk üzerine, her yolun temel özelliği egonun yavaş yavaş erimesi ve ruhun ortaya çıkabilmesi. Kullanmış oldukları metotlar farklı. Mevlevilikte bu daha çok Aşk üzerinedir. Bizim yolumuzda Rufailik yolunda da bu Tevazu üzerinedir. Bizim ana doktrinimizin içinde bu yolda yürüyenlerin hepsi temel olarak bu metodu tercih etmişlerdir.

    Bu metot şu açıdan zordur. Ahmed er Rüfâi Hz. bir hikayeden bahseder. Rüyasında insanların bir yolda kalabalıklar halinde yürüdüklerini gördüğünü, o yolda çeşitli kapılar olduğunu o kapılardan girenleri gördüğünü, bir kapının ise bomboş olduğunu  söylüyor. O kapıya baktığı zaman onun adının “Yokluk Kapısı” olduğunu, o kapının çok sevilen bir şey olmadığı için orada çok insan olmadığını söylüyor. “Onun için ben o yolu seçtim orası boştu” der Ahmed er Rüfâi. Bu hikayeden şunu anlıyoruz yokluğun temelinde tevazu var.  Kendini ne kadar yok edebilirsen o kadar tevazuun artmış oluyor. Temel olarak bu prensip çizildiği için genelde bizim yolumuzdan yani Rufai yolundan gidenlerin çoğunun içerisinde tevazu temel bir yapıdır.

    “VASAT” SANILANIN AKSİNE “DENGE” DEMEKTİR

    Kelimelerin etimolojik kökenini araştırdığınızı ve bu konuyu çok önemsediğinizi biliyorum. Bu araştırmalarınızda sizi en çok şaşırtan ve farklı bir anlamda kullandığımız kelimelere örnek verebilir misiniz? 

    Araştırmaya başladığım zaman aslında  tam manasını bilmediğim veya yanlış kullandığımız bir çok kelime ile karşı karşıya kaldım.  En basiti ben her zaman örnek veririm “Vasat” kelimesi. Çok önemli bir kelime çünkü “Vasat” denge demek. Benim hayata bakış açımı çok değiştiren bir kelimedir Vasat. Çünkü biz modern insanın problemi başarı kriterlerinde, iyi olma kriterinde hep bir fazlalık var. Yani bir şey fazla ise bir şeyden çokça varsa o konuda başarı elde edilmiştir. O konuda daha iyi yapılmıştır her şey. Hâlbuki sistem Allah’ın yaratmış olduğu sistem bunu bu şekilde söylemiyor. Tam tersine Allah’ın yaratmış olduğu sistem, her şeyin tam orta noktasını istiyor bizden.

    Mesela,  şeytan ben ateşten yaratıldım, demek ki insandan daha üst seviyedeyim. İnsan ise neden yaratılmış diye baktığımız zaman normal insandan bahsetmiyoruz burada. Kamil İnsan ile şeytan arasında karşılaştırmadan bahsediyoruz. Şeytan %100 ateşten yaratılmış bir varlık olduğundan daha üstün bir element olmasından ötürü daha üstün gibi gözüküyor.

    HERŞEY ÖLÇÜ ÜZERİNEDİR

    Ancak, Peygamber Efendimiz yani Muhammed’i sistem ise 4 tane elementten yaratılıyor; Ateş, hava, su ve toprak. Asıl bunu mükemmel yapan hepsinden %25 miktarda elementlere sahip olması ve dünyada bana göre hiç bir varlık bu kadar net bir şekilde % 25 oranı mükemmel orana sahip değil. Bu nedenle insan bütün varlıkların fevkinde bir varlık olabilme potansiyeline sahip. Yani her şeyin dengede olduğu nokta mükemmel noktadır. Bu da vasat kelimesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

    “Ben vasat ümmet istiyorum” diyor Allah. Olabilecek en mükemmel nokta her elementten eşit miktarda bulunduğu haldir ve Hz Muhammed haricinde mükemmel bir insan yok. Bu tamamen benim teoremim, benim ruhuma gelmiş şekli bu yani, ben sistemi bu şekilde okuyorum. Allah’ın sisteminde denge vardır. Bence modern insanın en büyük bunalımı dengeyi yakalayamamaktan kaynaklanıyor. Senin kendi geninin içinde bir doğru var atalarından gelen ve o diyor ki “Dengede Ol”. Milattan önce Delphi Tapınağının üstünde yazan ikinci maksim “Meden Agan” diye bir atasözü var “her şey ölçü üzerinedir”. Dengedeysen mutlusun, başka bir şekilde hareket edersen sistem çalışmıyor.

    MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 3 G’DE

    Mühendis olmanız dolayısı ile matematiksel bir bakışla açısıyla oluşturduğunuz 3 G formülü yani; Görecelilik, Geçicilik, Gizem’i hayatına uygulayan herkesin mutlu olabileceği gerçeğine inanıyor musunuz? Hayatınıza ne kadar uygulayabiliyorsunuz bu formülü? Siz hiç sinirlenip, öfkelenmez misiniz? 

    Tabi ki. Hayata eğer uygulanabilirse kesin mutlu olunur. Sorun hayata uygulamamakta, o formül kesin sonuçtur. Eğer doğru uygulanabilirsek birinden biri durumu düzeltir.

    Göreceliliği; kitapta tavus kuşu hikâyesinde kullandım. Her şeyin izafi olduğunu anlaman. Mesela; kader değişir mi, değişmez mi? sorusu herkese göre farklı olur. Soru şöyle olmalı. Kime göre? Kader kime göre değişir? Şahsına göre değişir, Allah’tan bahsediyorsan değişmez. Senin makamından değişir. Dolayısıyla bu çok basitinden görecelilik durumunu anlatır.  Çok sevdiğin bir insanla zaman geçirdiğin vakit o zaman sana 1 dk gibi gelir. Çok sıkıntılı bir durumda ise zaman çok uzun gelir sana. İkisi arasında çok büyük fark var. O da bir başka görecelilik durumu. Zamansal, mekânsal, makamsal görecelilik durumu. Senin almış olduğun bilgi birikimi ile diğer bir kişinin bilgi birikimi farklı olduğunda aynı olaya yaklaşımınız farklı olur. Bu kişi bunu söyleyebiliyorsa bilgiye sahip olmadığından bunu söylüyor deriz o nedenle de mutsuz olmayız.

    BU DA GEÇER YA HU

    Geçicilik de zamansal bir düzlem, zamanla alakalı bir durum. Her olay negatif ve pozitif bir şekilde geçecek. “Bu da geçer ya Hu” ile söylemiştik onu. Aslında bunun matematiksel karşılığı var. İstatistik biliminin kurucusu Gauss, Çan Eğrisi ortaya getiriyor. Şunu kanıtlıyor dünyada ki insanların yaklaşık %85’i hemen hemen o çan eğrisinin altındadır. Eksi alfa ile artı alfa arasında %68 lik bir alandan bahseder, bizler bu %68in içindeyiz. Bu ne demektir? Senin başına gelecek kötü olaylar, başka birinin başına gelecek olaylarla aynı orandadır. Benim başıma kötü bir şey gelecekse karşılığında iyi bir şeyler de olacak. Hayatın boyunca %68 miktarında mutluluk aynı miktarda mutsuzluk yaşayacaksındır.

    Giz konusu da her olayın bir batıni karşılığı var. Bizim kültürümüzde senin başından geçen bütün olaylar aslında bizim için en hayırlı olanıdır derler. Bugün kuantum teorisi üzerinden paralel evrenler gibi konular üretiliyor. Biz çok rahatız, çünkü paralel evrenlerin mantığı şudur; sen bir karar aşamasına gelirsin evet ve hayır dediğin noktada 2 paralel evren oluşur. Daha sonra tekrar bir noktaya gelirsin bir paralel evren daha oluşur, bu nedenle sonsuz kombinasyon ve permütasyon vardır. Gelgelelim bütün bu paralel evrenler içerisindeki en güzel hangi yol varsa Allah zaten sana o yolu çizmiştir. En optimal evreni senin yolun olarak ortaya çıkarmıştır. Sen ileri zamanı göremediğin için o giz noktasına emanet etmek durumundasın.

    Yani hepsini birleştirdiğin zaman başına bir olay geldiği zaman bu 3 parametreden bir tanesi aslında senin içini rahat ettirmek durumundadır.

    İSTİKRAR MUCİZEDİR

    Sizinle tamamen aynı fikirde olduğumu söylemek isterim mutluluk kavramı konusunda. Mutluluğun olaylarda değil, olaylara bakış açımızda yatmakta olduğunu, “3G gözlükleri”ni takarak olaylara bakışımızın değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bakış açımızın değişmesi ile 4G olan gönül gözümüz açılacak ve 3G’den 4G’ye atlamış olacağız diyorsunuz. Gönül gözü açık insanlardan olabilmek yaşam için neden bu kadar değerli ve önemli?

    Ben şanslıyım gönül gözü açık insanları gördüm, gelinmesi çok zor bir makam. Olaylara hep iyi olarak bakabiliyor ve her olayın arkasındaki iyiliği görebiliyorsan bu gönül gözünün açıldığını gösteriyor. Hiç bir şeyden mutsuz olmamak, demoralize olmamak gibi. Anneannem bunlardan bir tanesiydi bana göre. Modern insanın genel yanlış anlamalarından ön yargılarından bir tanesi de “gönül gözüm açılsın” diyorlar onun için de bir reçete verilsin istemesi. Şöyle tavsiyeler verenler var; sabah, akşam şu kadar esma çek, şu kadar namaz kıl gibi. Böyle bir şey yok insanların kafalarını çeliyorlar.

    Tasavvuf diyor ki, bu işin kolay tarafı yok, bunun tek bir şartı egonun senin hâkimiyetin altına girmesi. Bu makamlara erişebilmiş insanlarda gördüğüm özellik egolarını tamamen yenmiş olmaları. Egolarını yenmeden buradan çıkış yok. Tasavvuf için kanlı yol derler. Korkutucu olarak görülmesin ama zor bir yol olduğu kesin. “No pain no gain” ” acı yoksa başarı yoktur”. O noktaya gelebilmek için de çok ciddi bir eğitim alınması gerekir. Peygamber Efendimiz egosu en düşük olan bir insan, gölgesiz insan derler. Ego azaldıkça gölgesi biter derler. Gölgesi olmayan tek insan Peygamber Efendimizdi. Egosunu sıfırlayan insanlar istikrar sahibi insanlardır. Dengede daimi kalmak önemlidir. Annem söyler “istikrar mucizedir”

    Bu güzel sözle sohbetimizi sonlandıralım o zaman. Çok teşekkür ediyorum bana zaman ayırdığınız için. Annenize ve eşinize sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

    (Zoom röportajımızın bir kısmı

    YouTube kanalımda,

    tamamı bu sayfada yer alıyor)

    Yorumun benim için değerli

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.