İNSAN MÜRŞİDİNİ SEÇEMEZ MÜRŞİT ONU SEÇER

Ses kaydı için, Cemalnur Sargut Hocamın Değerli Oğlu Kerim Güç’e teşekkürler

Cemalnur Sargut, hocası Samiha Ayverdi ve annesi Meşkure Sargut’un ve şahsında Ken’an er-Rifai’nin öğrettikleriyle çizdiği yolda, insanları tüm hataları ve sevaplarıyla sevmeyi, sadece insanları değil tüm mahlûkatı sevmeyi, kabul etmeyi, affetmeyi ve merhametli olmayı öğretiyor. Halen Üsküdar Üniversitesinde rektör danışmanı olarak görev yapıyor ve islam tasavvufu alanında  düzenli olarak seminerler, dersler veriyor.

 “Tasavvuf, İslâm’la kemâle ermiştir. İslâmiyet’ten önceki tasavvufî yorumlar, sadece İslâm’ı anlamak için fırsat yaratır.” Hayatı boyunca savunduğu tek gerçeğin bu cümlede saklı olduğunu ve samimi, ihlâslı, art niyetsiz ve gösterişsiz imanlı birini gördüğünde ona karşı hürmet duyduğunu ifade ediyor Cemalnur Sargut.

Yıllardır kitaplarını okuduğum, tasavvuf derslerini izlediğim, her konuşmasında içime ferahlık veren Cemalnur Hanımefendi ile röportaj yapmak benim için çok heyecan verici oldu. Onun ışığı ile aydınlanmak isteyen herkesi söyleşimizi okumaya davet ediyorum.

MESNEVİ BİR ANAHTAR GİBİ BENİ KURAN’A GÖTÜRDÜ

Mutluluk ve huzur istediğiniz bir dönemde Hz. Mevlana’yı bulduğunuzu ve bu sayede bütün hayatınızın değiştiğini, Kuran’ın şerhi olan Mesnevi’nin ise bakış açınıza farklı bir anlam getirdiğini söylüyorsunuz. Nasıl oldu bu değişim, Hz. Mevlana’nın Mesnevi ile insanlara anlatmak istediği en önemli nokta nedir?

Mesnevi bana yanlış ve hatanın olmadığını her şeyin yerli yerinde olduğunu ve yaratılmış her şeyin bu dünyada lüzumlu olduğunu öğretti. Negatifin, pozitifin, şeytanın. Peygamber ne kadar lüzumluysa ve bizi ne kadar hidayete davet ediyorsa, şeytanın delalete davetinin de Allah’ın emriyle olduğunu, bu yüzden de onun da bizim için bir terbiye şekli olduğunu öğretti. Mevlana başıma gelen her türlü kötü zannettiğim hadisenin benim hakikatimi ortaya çıkarmak için bir lütuf olduğunu anlatıyordu Mesnevide. Demek ki kötü yoktu, abes yoktu, yanlış yoktu, çirkin yoktu. Bu içime sonsuz bir huzur verdi ve Allah’la olan irtibatımı, Yaratıcıya olan hürmetimi, saygımı, aşırı sevgimi sağladı. Peygambere olan bağlılığımı arttırdı, Peygamberi tanımama vesile oldu. Hocamın Mesnevi yorumları ise kendimi tanımam için çok büyük bir fırsat oluşturdu ve Mesnevi’deki hikâyelerin Kuran ayetlerinde olduğu gibi kişinin kendini tanıması için bir fırsat olduğunu bana gösterdi. Mesneviyi tekrar tekrar okuyup, yaşayan bir Mesnevi olmaya çalışırken asıl bütün kitapların özünün Kuran olduğunu ve Kuranı nasıl anlayabileceğimi öğrendim. Mesnevi bir anahtar gibi beni Kurana götürdü. Sonra Kuran ayetleri üzerine çalışmaya başladım. Onun için Hz. Mevlana’ya çok şey borçluyum. Allah onun manevi varlığını ve hakikatini idrakten bizleri ayırmasın.

DİN, ALLAH’A VARMAK İÇİN GEREKLİ BİR YOLDUR

Bazı sohbetlerinizde şuna değiniyorsunuz; “Hz. Mevlana’nın evrenselliği İslam’ın evrenselliğidir. İslam bütün dinleri içeren ilimin en kuvvetli açıklandığı bir dindir. Her bir din İslâm’da kemâle ermiştir.” Ancak, insanlar dini kullanarak toplumları, hatta kadın ve erkeği ayrıştırıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Tabi ki insanlar her şeye kendi bakış açılarıyla bakıyorlar. Dolayısıyla dinin hakikati bir yoldur, din bir yoldur. Allah’a varmak için gerekli bir yoldur. İslam’ın kemale ermiş bir din olmasının sebebi, her şeyi ve herkesi kabul etmesi ile alakalıdır. İslam Hıristiyanların Allah’ı demez, Musevilerin Rabbi demez, bütün yaratılmışların Allah’ı der. İşte bu bakış açısından dinleri ayırmadan, onların bir yol olduğunu Allah’a ulaşmak için hepsinin bir fırsat olduğunu öğretir. Ama insan dine taparsa yani yollara taparsa o zaman Allah’a erişmek fırsatını yakalayamaz. Bu yönden İslam uyarıcıdır. İnsan-ı kâmiller mutasavvıflar bize bunları öğretirler. Yani dine tapmayı değil, din ile Allah’a varmayı, ibadete tapmayı değil, ibadet ile Allah’a varmayı öğretirler. O yüzden çok ihtiyacımız var kâmil insanların rehberliğine.

Kimya mühendisi olduğunuzu ve 20 yıl lisede kimya öğretmenliği yaptığınızı biliyoruz. Öğretmenliğin ezelden sahip olunan bir özellik olduğunu, insanı Allaha yakınlaştıran bu meslekte sevilmeden sevmeyi, affetmeyi, sabrı öğrendiğinizi yani Ahlak-ı Muhammediye’yi deneyimlendiğinizi ifade etmişsiniz. Bir öğretmenin, bir Mürşidin insan hayatındaki önemi nedir, insan Mürşidini nasıl seçmeli?

İnsan mürşidini seçemez, mürşit onu seçer. Ezelden bir seçimdir bu. Mürşit demek, Allah’ın ona kendi hakikatini göstermek için, yani kendine çekmek için lütfettiği bir öğretmen demektir. Hatta çok güzel bir hikâye var Hz. Şazeli’nin. Allah’a “herhalde beni sevseydiniz, bir mürşit, bir Peygamber, bir Veli olarak bu âleme getirirdiniz” dediğinde Allah’tan cevap geliyor “Ya Şazeli seni o kadar çok seviyorum ki, seni kendime çekmek için bir nebi, bir veli, bir mürşit yolluyorum bundan büyük lütuf mu olur” diyor. Buradan anlaşılan Allah’ın rütbe verdiği bazı kullar vardır. Bu kulların vazifeleri sadece kulu Allah’a çekmektir. Mürşidin insan hayatındaki önemi çok büyüktür.

Mürşit, üç özellik taşımalıdır mutlaka.

Birincisi kendine davet etmeyen, Allah’a davet eden ve kendi aczini, hiçliğini bilen. Ben sadece senin söylediklerini, Peygamberin söylediklerini tebliğ ettim fakat insanı düzeltecek olan Allah’tır diyen bir kişi olmalıdır.

İkincisi, Ahlak-ı Muhammediye’yi onun üzerinde görmeliyiz. Yani, Peygamber Efendimizin hangi özellikleri varsa bugün yaşayan, o özellikleri taşıyan kişi olmalıdır.

Üçüncüsü, ne dünyadan ahrete, ne ahretten dünyaya taviz vermeden tam bir denge içinde, dünya ile ilişkideyken ahretle de ilişkide, ahretle ilişkideyken dünyanın gerçeklerinden haberdar bir kul olmak zorundadır. Yani mürşit en büyük kuldur.

EVLADIN ZEKÂTI YETİME HİZMETTİR

Tasavvufa göre zekâtın, sadece malın kırkta birini vermekle yetinmeyip her şeyin bir zekâtı olduğuna vurgu yapıyorsunuz. Şekli ibadetin ardını gören bir gözü var tasavvufun. Evladın, evin, sohbetin, ilmin hatta aşkın zekâtı olduğuna dikkat çekiyorsunuz. Bunları bize açıklayabilir misiniz?

İbadetler insanı Allah’a götürür demiştim. Ama ibadete tapmamak lazım ve onları aşka yolculuk gibi görmek lazım. Nasıl ki namaz, insanı yok eden kendi varlığından arındıran, kul olarak, kişi olarak, varlık olarak başlayıp secdede yok eden bir ibadetse, zekât da kendi nefsinden verebilmenin zevkini yaşamak demektir. Ama sadece Allah’ın emrettiği şekilde malının kırkta birini vermekle olmaz. Eğer bir evladınız varsa mutlaka onun zekâtı bir yetime hizmettir. Bir ev varsa onun zekâtı misafir ağırlamaktır. Eğer bir ilim biliyorsak onun zekâtı, o ilmi paylaştırmak. Aşkımız varsa aşktan bütün yaratılmışları sevmek şeklinde zekât vermek gerekir. Bu sohbetlerin zekâtı da dedikodudan kesilmektir. O halde yaşarken her şeyin zekâtını vermek lazımdır. Yani her konudaki bize ait lütufların başkalarıyla paylaşılarak Allah’a borcumuzun ödenmesi gerekiyor bunun için çok önemli.

ALLAH’LA İRTİBATI ARTIRIRSAK, BU DÜNYAYI CENNET HALİNE ÇEVİREBİLİRİZ

Bu âleme Allah’ı tanımak,  nefsimizi tekâmül ettirmek için geliyoruz. Allah’ımızı tanımak için de kendi yokluğumuzu, hiç’liğimizini idrak etmemiz gerekiyor. Peki, tüm bunları başarabilmenin en doğru formülü nedir?

Tüm bunları başarabilmemizin en doğru formülü Sevgiliyle irtibatı artırmaktır. Aşk aşk aşk. Aşk yalnızca Allah’a karşı duyulan bir histir. Allah’ı tanımak, onu sevmek, onun ne derece verici olduğunu, ne kadar af edici olduğunu, ne kadar kullarıyla bir ve beraber olduğunu ve ayırımsız sevdiğini idrak etmek lazım. Bunun için de ilim öğrenmek lazım. Yani Allah’a ait ilmi öğrenmek, Kurana ait ilmi öğrenmek, Peygamberi tanımak onun hakikatine ermek lazım. İşte bütün bunları yaparsak Allah’la irtibatı artırırsak, bu dünyayı cennet haline çevirebiliriz.    

KUL HAKKI YEMEMELİ, ŞİRK KOŞMAMALI

Sizden tasavvuf ehli insanların mutlu, neşeli, şakacı, her an hareketli, halinden memnun olduğunu, mana ve madde arasında denge kurduğunu öğreniyoruz. Acaba işin püf noktası, Allahımız ile irtibatı hiçbir şekilde kesmemek ve her anımızda onun bizimle olduğunun bilincinde olup şükürde yaşamak mıdır?

Evet, Sevgiliyle irtibatı kesmemek. O zaten kestiğimiz zaman hemen bize bazı hadiselerle kendini çok şükür ki hatırlatıyor. Ondan başkasına yüzümüzü çevirmemek lazım. Bu konuda elimizde iki tane delil olmalı. Biri kul hakkı yememek, diğeri de şirk koşmamak. Kul hakkı yememek, aslında her şey kul hakkına giriyor. Dedikodu, başkasının aleyhinde konuşmak, başkasını taciz etmek, rencide etmek, rahatsız etmek. Ama kul hakkını yediğimiz zaman bir af olma yolumuz var. Ondan af dileyerek hakkını helal etmesini sağlayabiliriz. Bunun için de birçok vesileler var. İşte umreye giderken, bayramlar, seyranlar gibi zamanlarda helalleşmeyi ön plana almalıyız. Şirk ise, Allah’a karşı duymamız gereken sevgiyi, ilah edinerek başka şeylere duymamızdır. Aşırı evlat sevgisi, mal sevgisi, kendimize olan düşkünlük. Hiç hasta olmayalım, hiç üzülmeyelim gibi lüzumsuz gayretler. Bunların hepsi şirktir. Bunlardan korunursak dünyanın en mutlu insanı biz oluruz.

BAKIŞ AÇIMIZ KARŞIMIZDAKİNİ VAR EDİYOR

Hastalıkların ve sıkıntıların ecir olduğunu, insanı Allaha yaklaştırdığını bilenlerin onları misafir olarak kabul ettiğini anlatıyorsunuz derslerinizde. Sıkıntı ve beladan memnun olma sanatını nasıl kazanacağız, hangi gayretleri göstermeliyiz?

Sıkıntı ve belanın sıkıntı ve bela olmadığını idrak edersek. Mesela doktorun verdiği ilacı sağlık için kullanırken onun bütün acısına katlanıyoruz. Evladımızın verdiği eziyetlere son derece rahat ve zevkle katlanıyoruz. Sevgiliden gelen şeyi sıkıntı ve bela görmemeyi hal haline geçirmek lazım. Geçen gün bir arkadaşım bana eşinin çok şeker biri olduğunu söyleyerek eşini methediyordu. Onun huylarını tek tek sayarak. Ertesi gün başka bir öğrencim bana aynı huyları sayarak eşinin ne kadar korkunç biri olduğunu ve kötü biri olduğunu anlattı. Düşündüm ikisinin saydığı huylar da aynı huylardı. Demek ki bizim bakış açımız karşımızdakini var ediyor. Severek bakarsak, hoşgörü ile bakarsak her şeyi hoş görebiliyoruz. Ama yaratılmışı değil yaradandan ötürü yaratılmışı seversek hayat çok kolaylaşıyor.

“Ötekileştirmek değil ötekindeki tekimizi idrak etmemiz gerekir” sözünü çok seviyorum. İslamiyet’in  tevhit dini olduğunu farklılıkları bir görmemizi, farklılıklara hürmet etmeyi, hoş görmeyi telkin ediyor tasavvuf. Kendini dini bütün olarak tanımlayan ancak, insanları bir birine kırdırmayı görev edinenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kimse hakkında bir şey düşünmüyorum. Çünkü bu dünyada herkes lüzumlu. Bakış açıcı farkı var. Apartmanın en üst katından bakan biri ile en alt katından bakan biri aynı şeyleri görmez. O zaman o adam üst kattan bakıyor yada alt kattan bakıyor diye onu kınayamazsınız. Demek ki insanlar derece derece seviye seviyedir. Bunlar ya ezeli nasiple alakalı ya henüz nefsini tekâmül ettirememekle alakalıdır. Dua ederiz, inşallah bir an önce herkes güzellikleri hakikatleri görüp mutlu olur. Bizim vazifemiz hizmet etmek, sorgulamamak, herkesi kabul ederek, zevkle, sevgiyle hizmet etmek. Allah nasip etsin inşallah.

TEKÂMÜLÜN EN BÜYÜK SİLAHI AŞKTIR

Dervişlerin selamlaşması ile son soruma başlamak istiyorum.

Aşk Olsun.  Aşkınız Cemal Olsun. Cemaliniz Nur Olsun. Nurunuz Ayn Olsun.

Hz. Mevlana AŞK’ın, A’sı Ayn; İbadet,  Ş’si Şın; Şükür, K’sı Kaf; Kanaat diyor.

Aşk’ın tekâmüldeki rolünü, tasavvuftaki önemini sizden dinleyebilir miyiz?

Tekâmülün en büyük silahı aşktır. İnsan aşk ile yanınca veremediği kötü huylarını bir dakikada yakar, yıkar, yok eder. Sevdiği için her fedakârlığı yapar. Sevdiğinin sevdiği için yapar. Hocama “sizi çok seviyoruz efendim” dediklerinde “e öyle bu iddiadaysan beni çok seviyorsan, benim sevdiğim her şeyi seveceksin, benim de sevmediğim hiçbir şey yok” diyor. Böyle bir bakış açısı geldiğinde Allah’ı seviyorsak yaratılmış herkese hürmet edeceğiz, hiçbir şeye üzülmeyeceğiz, bunun adına aşk denir. Sevgiliden dolayı yaratılmışa hürmet etmek. Bir böceğin bile lüzumlu olduğunu hissederek dünyada yaşamanın mutluluğunu kazanmak. Ölmek üzereysek de ölüme gitmenin zevkini yaşamak Allah cümlemize nasip etsin.

Âmin Cemalnur Hocam. Çok teşekkür ediyorum. Bana o değerli vaktinizi ayırdığınız için. Allah razı olsun sizden, bilgi hazinenizle bize her zaman ışık oluyorsunuz bizi aydınlatıyorsunuz.